Bütün bu yılları, zihninin tenha bir köşesinde geçirmişti. Kuru, çorak bir arazide; arzulamanın ve dövünmenin uzağında, hayallerin ve hayal kırıklıklarının ötesinde. Orada, geleceğe dair hiçbir şey yoktu. Geçmişse yalnızca tek bir dersi içeriyordu: Sevgi insana zarar veren bir hatadır; işbirlikçisi, yani umutsa tehlikeli bir yanılsama.
Bu anlaşılmaz hayatla uzlaşmaya varmaktan başka ne gelir elimizden? Yoksa bu çamur deryasında debelenip dururuz sadece. Kâinatla ilgili kaygıları da kurguladığımız insanüstü varlıklara terk etmek zorunda kalırız. Zaten zekamız da ancak içinde yaşadığımız bu küçük, zavallı gezegene layık değil mi?