İçinizi ne kadar oysa da keder, onu çekip çıkarmak bir o kadar sevinç vermez mi size?
Şarabınızı içtiğiniz kadeh, çömlekçinin fırında yaktığı kadehin ta kendisi değil midir?
Ruhunuzu dinlendiren ut, tahtadan oyulmamış mıdır bıçak darbeleriyle?
İnsan yaşamı sınırlıdır, varlığı akışkandır, eğilimi belirsizdir, tüm bedeni çürümeye yatkındır, ruhu girdap gibidir, kaderi anlaşılmaz ve ünü muallaktır. Kısacası tüm beden bir nehir gibidir, ruh ise rüya ya da hülya gibidir: Hayat savaşa ve bir yolcunun geçici konaklamasına benzer, ölümden sonra ün de unutulur. Bu yüzden bizi ne koruyup gözetecek?