Ser-azad

Ser-azad
@rabiacettiin
Yol düşüncesi çeker insanı...
fakat ilk kez o gün gözüm açıldı. o gün benim için kıyamet günü'ydü, utanıyordum, acı çekiyordum. gözyaşlarım yanaklarımdan yuvarlanıyordu. gözlerim yarı kapalı, boğazım düğümlenmiş, soluk soluğa koşuyor, koşuyordum.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
"fakat ölüm ulu tanrı'nın bizlere bir armağanıdır. ve O'ndan gelen bir şeyi kul lanetleyemez. armağan sözcüğü size aykırı mı geliyor? fakat bu bir gerçek. eğer ölüm kaçınılmaz olmasaydı insan bütün yaşamını ondan uzak durmaya adayacaktı. hiçbir tehlikeyi göze almayacak, hiçbir girişimde bulunmayacak, hiçbir işe el atmayacak, yeni bir şey bulmayacak, yeni bir şey yapmayacaktı. yaşam sürekli bir uyuşukluk olacaktı. evet kardeslerim, tanrı'ya bize ölümü armağan ettiği için şükredelim, çünkü yaşam ölümle anlam kazanıyor. günün anlamı olması için gece, konuşmanın anlamı olması için sessizlik, barışın anlamı olması için savaş gereklidir. O'na dinlenmenin ve neșenin anlamlı ol- ması için bize kaygı ve tedirginlik gönderdiği için de şükredelim. O'na şükredelim, çünkü O'nun bilgeliği sonsuzdur."
seksenlerinde bir kadının hayatta yaptığı seçimlerden pişman olup bu pişmanlığı dile getirmesi yerine onları dişiyle tırnağıyla savunması daha olası.
öyle bir noktadayım ki ne bugüne değin olduğum kişi ne de olabileceğim yeni kişi olabiliyorum.
insanlık durumunu paylaşıyoruz. herhangi bir belirgin anlamı ya da hedefi olmayan bir varoluşun içinde kaybolmuşuz, ne kadar uğraşsak da belirsizlikten, gözdağı veren tehlikelerden, gelecek olan hastalıklardan, bizi bekleyen kayıplardan, kederlerden, kaybolan oğuldan ya da kız kardeşten, aniden geri gelip kapımızı çalan çocukluktan asla kurtulamayacağız. sevdiğimiz, yokluğunda yaşayamayacağımız biri hastalanacak, ölmek üzere olacak ve onun hasta yatağının, ölüm döşeğinin başında çaresiz, uyuşmuş vaziyette oturmaktan başka bir şey yapamayacağız, bunu yaşadık, yaşayacağız. Yokluğunda yaşayamayacaklarımız ölürken, yavaş yavaş soğuyup soluklaşırken başlarında nöbet tutmalı ve sonra tekrar sokakların keşmekeşine, yanıp sönen trafik lambalarının, ağaçlarda çığlık atan kargaların arasına karışmalı, cenaze törenini düzenlemek için yapılması gereken pratik işlerin altında ezilmeli, ölüm ilanını yazmayı unutmamalıyız. hepimiz buralardan geçtik ve geçeceğiz, cenazeden sonra haftalarca, belki bir yıl, belki de kendi yok oluşumuza değin yas tutacağız. gelgelelim canımızı acıtan ya da canını acıttığımız biri, ilişkiyi çözümlemeden, dürüstçe konuşmadan, insanlık durumunu karşılıklı olarak irdelemeden ölürse sırtlandığımız yük daha da ağırlaşacak. dürüst bir konuşma, karşılıklı anlama çabası, aydınlatıcı bir sohbet yaşamın anlamsızlığını, boşunalığını, temel varoluşsal durumumuzun sıkıntılarını hafifletir, gücümüz dahilinde olan, elimizden gelen pek az şey var, bu onlardan biri.