Bu kitabı açtığımda; karşıma doksan yaşında bir ihtiyar değil, adeta bu topraklardan gelip geçmiş nevi şahsına münhasır bir kalemin aksi çıktı. Kitabın başkahramanı; o huysuz, kimseleri beğenmeyen ama kabuğunun altında yufka bir yürek taşıyan, nostaljinin o koyu, puslu dehlizlerinde kaybolmuş gazeteci adam, bana her satırda unuttuğumuz bir dostu hatırlattı: Engin Ardıç. ​Okurken sanki Márquez’in kurgusunu değil de, Ardıç’ın fani dünyaya veda etmeden evvel bir kenara iliştirdiği, o kendine has müstehzi ve aristokrat anılarından birini okuyormuş hissine kapıldım. Düşünce tarzındaki o keskin, tavizsiz ama bir o kadar da melankolik tını, tam anlamıyla onun ruhunun bir yansıması gibiydi. Ne hazindir ki, kaderin mukadderatı buradaki en büyük tezatı önümüze koyuyor. Kitabın kahramanı doksanıncı yaşının eşiğinde hayatın ve aşkın o en rafine sırrına ererken, Engin Ardıç değil doksanın seksenin bile ne menem bir şey olduğunu göremedi. Bu hüzünlü kıyasın ötesinde, kitap beni başka bir iklimin sultanı ile tanıştırdı. Bu eser, bugüne dek yazılmış, aşkın o en saf, en el değmemiş ve en büyüleyici betimlemelerini barındıran bir şahaser. Márquez, şehvetin kirli sularından, aşkın o her şeyi temizleyen, ruhu arındıran göksel nehrine öyle bir köprü kurmuş ki, hayran kalmamak elde değil. Kitap, aşkın fiziksel bir doyumdan ziyade, iki ruhun zamanın ötesinde, sessizce birbirine dokunuşu olduğunu fısıldıyor kulaklarımıza. ​Hülasa; Benim Hüzünlü Orospularım, bana hem edebiyatın o evrensel ve sınır tanımaz gücünü bir kez daha gösterdi hem de bu topraklardan geçen keskin bir kalemin, Engin Ardıç’ın hatırasını hüzünlü bir tebessümle yad ettirdi. Aşkı, nostaljiyi ve bir ömrün muhasebesini böylesine muazzam anlatan bu eser, kütüphanemin en mahrem köşesinde yerini aldı.
Benim Hüzünlü OrospularımGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 201925bin okunma
Puan vermedi·112 syf.··
2026 9. kitabı
·
31 saatte okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 22:46
"İlla Edep", modern çağın getirdiği manevi aşınmaya, nezaketsizliğe ve bencil yaşam tarzına karşı bir ruh reçetesi niteliğindedir. Okuyucuya sadece teorik bilgi vermez; insanı kendi iç dünyasıyla yüzleştirerek "Nasıl daha zarif ve kamil bir mümin olunur?" sorusunun cevabını aratır. Kısa sürede okunabilecek ama hayat boyu başucunda tutulabilecek bir ahlak klasiğidir. Kitap, okuyucunun yüzüne sert bir şekilde hatalarını vuran bir eleştiri metni değil; aksine suçluluk duygusu yaratmadan, insanı daha zarif ve rafine bir hayata özendiren, şefkatli bir mürşid (yol gösterici) üslubuna sahiptir.
İllâ EdepOsman Nuri Topbaş · Erkam Yayınları · 202229 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Gök Kubbenin Altında Bir Başına: Harita Odasında Kaybolan Dev
Puan vermedi·517 syf.··
2023 3. kitabı
Bazı kitaplar vardır; kapağını kapattığınızda odadaki hava değişir, duvarlar üzerinize doğru esner ve aynadaki yüzünüze bakacak cesareti kendinizde zor bulursunuz. Benim için bu hayatta okuduğum en iyi, en sarsıcı hikâyedir Martin Eden. Bu, bir ruhun kırıla kırıla, yana yana kendi küllerinden bir dev inşa edişine ve sonra o devin kendi yarattığı yalnızlık okyanusunda boğuluşuna yakılan merhamet dolu bir ağıttır. Jack London, Martin’in şahsında bize sadece bir başarı ya da başarısızlık öyküsü anlatmaz; ham bir gücün, rafine bir yabancılaşmaya nasıl evrildiğini sezdirir. Martin’in aristokrat bir eve ilk adım attığı o sahne, hantal bedeniyle nesnelere çarpmaktan korkan, kollarını nereye koyacağını bilemeyen o kaba saba denizcinin ürkekliği aslında yolun henüz başıdır. Duvardaki yağlıboya tabloya yaklaştığında güzelliğin özensiz boya darbeleri arasında kaybolduğunu görüp şaşırmış, gerilediğinde ise resmin yeniden muhteşem bir fırtınaya dönüştüğünü görmüştü. "Dalavereli bir resim" diye geçirmişti içinden. Martin’in trajedisi tam olarak bu tespitte gizlidir. Uzaktan kusursuz, pürüzsüz ve semavi görünen o burjuva dünyası, içine girdikçe tıpkı o tablo gibi çözülmüştür. Yaklaştıkça görmüştür ki, tapındığı o insanların zihinleri sığ, kalpleri hesapçı, entelektüel derinlikleri ise sadece ezberlenmiş kalıplardan ibarettir. Oysa Martin açtır. Bilginin o uçsuz bucaksız harita odasında rehbersiz yolunu bulmaya çalışırken, kelimeleri birer uysal hizmetkâr yapabilmek için uykuyu beş saate indirirken kalbinde sadece saf bir aşk ve güzellik arayışı vardır. Çamaşırhanenin o cehennemî sıcağında, insanı iş hayvanına çeviren o öldürücü ritmin içinde bile ruhunun derinliklerinde parıldayan o ışığı korumak için direnmiştir. Peynir Surat’la on bir yıl boyunca dövüşen o inatçı çocuk, editörlerin
Edebiyat
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,2bin okunma
Puan vermedi·212 syf.··
2026 29. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 14:32
Selam kitap ailem iyi akşamlar bu akşam sizlere şahane bir kitaptan bahsedeceğim ; "Firuzeyi Sever Gibi " Aslıhan Acartürk bu eserinde , gürültülü dünyada sessizce parıldayan, iz bırakan ve bittiğinde okuyucuyu kendi kalbiyle baş başa bırakan dokunaklı bir duygu muhasebesi. Asım, Firuze, Ayşen, Hilal, Ahmet... Her birinin apayrı hikayesi vardı kendi içinde İnsanlar yalnız kalmak istiyorlarsa onlara ulaşıp o yalnızlığı paylaşmayacağımızı anladım eseri okurken Ulaşılmaz olabilmek de bizim elimizdeymiş... Bir insanla aylarını da geçirsen aynı evin içinde olup aynı yatakta bile uyusan o sana izin vermiyorsa tanıyamıyormuş insan Firuzeyi Sever Gibi, klişe bir olay örgüsünden ziyade, karakterlerin iç dünyasındaki kırılmaları ve yeniden ayağa kalkış çabalarını izlemek isteyen okurlar için oldukça rafine ve dokunaklı bir seçenek. Büyük patlamalardan ziyade, sessiz fırtınaların ve derin izlerin anlatısı. Geçmiş ve günümüzden parçalar barındıran güzel bir eser okumak Asım'ın dünyasına misafir olmak isterseniz Firuzeyi Sever Gibi kitabının Yeşilçam tadında sayfalarına davetlisiniz
Firuze’yi Sever GibiAslıhan Acartürk · Elpis Yayınları · 202322 okunma
Underground karakterler üzerine tespitler
Puan vermedi·192 syf.··
2026 22. kitabı
C. karakteri ile Dostoyevski’nin *Yeraltından Notlar*’daki isimsiz anlatıcısı arasında kurulan bağ, oldukça yaygın bir karşılaştırma.Her iki eser de "yeraltı insanı" veya "yabancılaşmış birey"i merkeze alsa da, onları farklı şekillerde işler. Bu iki eserin kesiştiği ve ayrıştığı noktalar mevcut. Her iki karakter de içinde yaşadıkları toplumun "sıradan", "doğal" ve "mekanik" işleyişine karşı derin bir tiksinti duyar. Toplumun genel kabul görmüş değerleri onlara sahte ve bayağı gelir. *Yeraltından Notlar*'ın anlatıcısı, "fazla bilincin bir hastalık olduğu" üzerine bir tez geliştirir. C. de benzer şekilde, sürekli analiz eden, gözlemleyen ve sorgulayan zihni yüzünden eylemsizliğe itilen bir karakterdir. İkisi de "hareket etmek" yerine "düşünmeyi" bir savunma mekanizması haline getirirler. İkisi de ait oldukları toplumun dış çeperinde yaşarlar. Bir nevi "gözlemci" konumundadırlar; sürekli başkalarını izlerler ama o hayatın içine tam olarak dahil olamazlar. Ortak tarafların yanısıra bazı temel ayrımlar da söz konusu. *Yeraltından Notlar*'ın anlatıcısı, dünyayla olan kavgasını daha saldırgan, hınç dolu ve çoğu zaman kendine zarar veren bir noktada tutar. C. ise daha pasif, melankolik ve bir arayış ("O"nu bulma arzusu) üzerine kurulu.Dostoyevski’nin kahramanı, insanın iradesini kanıtlamak için acı çekmeyi ve başkalarına acı vermeyi seçer. C. ise bu tiksintiyi daha çok bir "estetik mesafeye" dönüştürür; toplumun içinde fiziksel olarak bulunur ama ruhsal olarak kendini izole eder. Yaşamla ilişkisi daha ziyade kayıtsız bir tavır alış üzerine kuruludur. *Yeraltından Notlar* çok daha monolog/savunma odaklı, yer yer öfkeli ve hitabet gücü yüksek bir metinken; *Aylak Adam* daha içe dönük, şiirsel ve modernist bir bilinç akışı ile kurgulanmıştır. Sonuç olarak*Aylak Adam*'ı,
Alıntı
Aylak AdamYusuf Atılgan · Can Yayınları · 202571,1bin okunma
Puan vermedi·109 syf.··
2026 171. kitabı
Franz Kafka’nın o tekinsiz, labirentleri andıran ve insan varoluşunun en kuytu, en karanlık köşelerine sızan o keskin zihniyle; hayata, ölüme, günaha, iyi ve kötüye, kötülüğün o muazzam baştan çıkarıcılığına dair tuttuğu o felsefi aynanın karşısında büyülenerek durdum. Taşrada, bahçeli bir evde inzivaya çekildiği bir dönemde kâğıda döktüğü bu yoğun, kısa ama her biri birer atom bombası etkisi yaratan aforizmalarında yazar; insanın kendi içsel hapishanesini, modern dünyanın o saçmalığını ve tanrısal olanla kopan o kadim bağını muazzam bir teolojik ve varoluşsal derinlikle işlemiş. Sıradan bir okuma değil, her bir cümlenin üzerinde saatlerce, belki de günlerce düşünmeyi gerektiren, insanın kendi vicdanıyla ve hiçliğiyle yüzleştiği bir içsel hesaplaşma seansı gibiydi bu kitap. Kafka’nın o bildiğimiz çaresiz, bürokratik karamsarlığının ötesinde, bu kez adeta bir bilge gibi insan doğasının o değişmez trajedisini, cennetten kovuluşun o bitmeyen sancısını kelimelerle rafine ettiği, bittiğinde bile zihinde o tekinsiz soruları yankılatmaya devam eden, dünya edebiyatının ve felsefesinin en sarsıcı, en derin ve zamansız başyapıtlarından biriydi.
AforizmalarFranz Kafka · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201734,5bin okunma