Tanrı değil, bir gamalı haçsın
Göğün bile kaçamayacağı kadar koyu,
Her kadın bir faşiste aşıktır,
Vahşice suratına inen tekmeyi sever
Sever bir zalimi tıpkı senin zalim kalbin gibi zulüm dolu.
Bunaldım kendimden, her şeyden.
Bilmiyorum daha ne kadar dayanabilirim bu çelimsiz bedenle.
Kurak, zihnen tükenmiş; çıkışı bilen ama kapıyı aralamaya cesaret edemeyen bu bedenle.
Kolay mı bunca zaman kendine yüklenişini sindirebilmek?
Kim olsa durup düşünür: Nerede çıkış kapısı?
Buldun mu, arkana bakar mısın?
Kaskatı kesilmemek için kimleri düşürüyorsun aklına?
Halbuki bencil ve gaddarsın. inan, senin gibi insafsızı olmadı.
Kim üzülecek senin adına?
Kaç gün, hangi vakitte geçersin akıllarından; karanlığını yüreklerine sızdırarak?
"Olduğun kadar genç görünmüyorsun."
"Insanların yaşlanmaya nasıl katlandıklarırı hiç anlamıyorum," dedim. "İçin tamamen kuruyup gidiyor. Gençken nasıl da bağımsız oluyorsun. Dine bile öyle çok ihtiyacın olmuyor."
Benim için, şimdi sonsuzdur, sonsuzsa durmadan değişir, akar, erir. Hayatsa şu andır. Geçip gittiğinde artık ölmüştür. Ama her yeni anda sil baştan başlayamazsı. Ölmüş olana göre yargılamak zorundasm. Tıpkı bir bataklık gibi... daha en başından umutsuz. Bir öykü, bir resim biraz merak uyandırabilir ama yeterince değil, yeterince değil. Şu andan başka hiçbir şey gerçek değil ama ben yüzyılların ağırlığı altında boğulduğumu hisse-diyorum. Tıpkı şimdi benim yaptığım gibi, bir zamanlar, yüzyıl önce bir kız yaşıyordu. Şimdiyse ölü. Ben şimdiyim ama biliyo-rum, ben de göçüp gideceğim. Zirvedeki o an, ani bir parıltı gelir ve seni alıp götürür, sonrası süregelen bataklık. Ama ben ölmek istemiyorum.