Sadece sonuna dek bir ümit değişir diye beklediğim, zoraki okuduğum bir kitap oldu. Böylesi geniş ve güzel bir temayı esas alıp nasıl bu kadar kötü anlatılabilir anlayamadım. "Kadın" gibi bir başlığı çeşitlendirip zenginlik katayım derken aslında belirgin tekrarlara hapsolmuş bir anlatım hakim. Kadınlığın yalnızca -metindeki karakterlerce öyle olmadığı anlatılmak istense de- "annelik" yönüne vurgu yapılmış bu durum övülmüş. Her olay bu vurgu çerçevesinde anlamlı kılınmış. En baştan son cümleye kadar yavan çok basit bir dil kullanılmış. Acaba çeviriden mi kaynaklı diye düşündüm. Ancak sorun yalnızca anlatıda değil, anlatılanda büyük oranda. Maalesef tamamen pişmanlık olarak ifade edebileceğim bir kitap. Zaman kaybı!
Erdem Bayazıt'ın tüm şiirlerini içeren kitap, şairin şu hitabıyla başlar:
"Okuyucuma!
Şiir diye bir ömür tüketerek yazdıklarım iki saatte okunuyor. Bundan ucuz ne olabilir havadan başka?"
Hemen hemen her yaştan insanımızın muhakkak bir dizesine denk gelmiş olduğu kıymetli şair Erdem Bayazıt'ın hitabına binaen inceleme nasıl yapılabilir bilmiyorum. Kendisinin söylediği gibi iki saatte değil daha uzun bir sürede bitirebildim. Üzerinde düşünülmesi gereken dizeleri hızlıca okuyup geçmek belki de şairin bahsettiği "ucuzluk" kelimesinin tanımıdır, yaşamakla kıyas edilirse. Üzerinde durulmadan "bitsin diye/vakit dolsun diye/ölüme yaklaşalım diye" yaşanılan bir ömür ucuz mudur pahalı mıdır? Şayet net bir cevabı varsa bu sorunun doğmak ve ölmek hakikatleri arasında kişinin kendine bağlıdır yaşamın değeri denilebilir değil mi.
Şiirlerinde okuyucuya fark ettirmeden inançlı olmaya doğru getirdiği kelimeleri, kişinin içinde bir cümle oluşturuyor.
Özetle, Erdem Bayazıt'ı okurken önce derdi keşfediyorsunuz ve tam telaşa kapılacakken yine şair tarafından teselli ediliyorsunuz.
Her şairde bulamayacağınız bir "güven" var kendisinde.
Son olarak şunu da eklemek istiyorum: Bir yakınımızı sonsuzluğa uğurladığımızda taziye sözcükleri arasında en çok geçenlerden biri "HAYAT DEVAM EDİYOR" olur. Oysa insan sevdiği birini kaybettiğinde bu cümlenin ne denli yaralayıcı olduğunu idrak eder. Eğer Erdem Bayazıt'ın bana verdiğini güveni sorarsanız Ölüm Risalesi şiirinde geçen şu dizeyi söylerim:
"VE SÜRER HAYAT."
Ölüm, yaşayanlar için sonrasında devam edilecek bir hayata işaret etmez. Aksine akıp giden hayatı gösterir. Ölümün kendisi -ölen kişi için- takılır fakat hayat zaten sürmektedir.
Teşekkürler Erdem Bayazıt!
Orhan Kemal'in okuduğum on dördüncü kitabıydı. Diğer kitapları gibi Çukurova topraklarını, Çukurova'nın insanını anlatan bir kitaptı. Orhan Kemal'in kitaplarını okurken asla yabancılık çekmiyorsunuz, doğru tabir olursa şayet "günlük bir dizi" akıcılığında kitabın herhangi bir sayfasından olaya dahil olup karakterlerle birlikte kitabı yaşamaya başlıyorsunuz. Bundan önce okuduğum kitaplarına nispeten Kanlı Topraklar'da daha ustaca işlenmiş bir olay örgüsü gördüm.
Klasik bir deyimle Orhan Kemal'i bir Anadolu yazarı yapan en önemli şey bence bir Adanalı olarak söylemem gerekir ki yazdığı eserlerinde yaşadığı yörenin, içinden çıktığı toprağın deyimlerini ustaca kullanmasıdır. Çukurovalı olan birinin akıcı bir şekilde okuyacağı satırları bir yabancının da okurken öğrenerek o akıcılığa kavuşmasını okuyucuya fark ettirmeden sağlıyor.
Kanlı Topraklar'ın okuduktan sonra okura edebi açıdan pek bir şey katmadığı kanısındayım. Fakat vaktiniz varsa, Adana'nın sıcağını merak ediyorsanız ve bir sürelik de olsa toprak insanlarının hayatını izlemek hatta dahil olmak istiyorsanız; herhangi bir Orhan Kemal kitabını alıp istediğiniz yerde, istediğiniz vakitte okumaya başlayabilirsiniz.
Keyifli okumalar diliyorum.
Kitabı uzun zaman önce almıştım fakat doğru zamanda okumak için kitaplığın bir kenarında bekletiyordum. İyi ki de öyle yapmışım. Çünkü alelade bir vakitte gelişigüzel bir şekilde okunacak bir kitap değil kesinlikle. Yazar esasen yaşamın içinde "gerçekten" var olma çaresini meczup olmaktan geçtiğini vurgular. Ama meczup olmanın da topluma -su akıntısına kapılmış yaşadığı koşulları kendi içinde normalleştirilmiş insanlara- karşı olağandışı bir görünüm sergilemesini öne koymakta. Meczup bir tercih yapmalı, kendi olmayı mı seçmeli yoksa herkes gibi mi? Kısa fakat harika bir eser. Sakin bir kafayla okunursa ciddi faydası olacaktır.
Sait Faik'in ilk okuduğum kitabıydı, başlangıçta deniz kültürüne karşı sahip olduğum yabancılıkla birlikte ciddi bir sıkılma hissetmiştim. Ancak kitabı okudukça sahildeki rutin bir günün, bütün bir hayatın nasıl geçtiğini anlıyorsunuz ve sayfalar içerisinde öten martılar sizin yanınızda Sait Faik'in köpeği hemen ayakucunuzda beliriyor. İlerledikçe yabancı sandığınız dünya size tanıdık geliyor ve okuyucusuyla sohbet havasında yazılan öykülerin dili arkadaşça selamlıyor.
Ve kitap bittiğinde Sait Faik'in o meşhur fotoğrafıyla anlamlı bir şekilde bakışıyorsunuz.
İstemsizce gülümseyerek dilinizden bir kelime dökülüyor:
- "Kalimera!"