Açıkçası ilk başlarda konuyu çok saçma buldum. Daha doğrusu ana karakterin tavrı kitabın kurgusu pek hoşuma gitmemişti. Bırakmayı düşündüm fakat ilginç şekilde bir noktadan sonra kitap içine hapsetti, akıcı bir şekilde okuttu kendini ve sonunu merak ettirdi. İhtiraslarının peşinden sonuna kadar giden bir karakter... Amok Koşucusu... Bir noktadan sonra nefesimi tutarak okudum. Bir oturuşta bitti. Kitabı okudum ama okurken adeta yaşadım diyebilirim. Kendisine yardım teklifi edilen bir doktorun bunu reddedip daha sonra yaşadığı vicdan azabını konu edilmiş. Sorumluluk ve suçluluk duyguları ancak bu kadar iyi anlatılabilir. Kitabı okuduktan sonra birçok insanın Amok Koşucusu olduğunu düşündüm. Kendi koşularına devam eden fakat biri arkasından gelip koşan kişiyi yere sermesiyle biten bir 'koşu'. Zweig'ı okuduktan sonra kendi yaşamından izleri, neden hayatta olmak istemediğini daha iyi anlıyorsunuz. Zira bu satırlar öylesine gerçek ki, yaşanmadan asla yazılamaz. İncelemeyi kısa tutuyorum, zaten kitap da çok kısa okumak isteyenin merakı ve heyecanı kaçmasın. Amok koşucusunun psikolojisini ve duygularını bütün 'çıplaklığıyla' görmek isteyenlere tavsiye edilir.
Çehov bu kısa öyküsünde megaloman bir bilim insanı üzerinden delilik ve dahilik arasındaki ince çizgiyi sorgulatıyor. Kısa bir öykü daha da uzun olabilirmiş diye düşündürttü. Çehov'dan okuduğum 2. öykü bu öyküdeki psikolojik tahliller de çok başarılı. Kısa öyküler okumayı seviyorsanız önerilir.
Zweig'ın muhteşem novellalarından biri daha. Kitapta tıp eğitimi için Almanya'daki ailesinden ayrılıp Viyana'ya taşınan ürkek bir genç olan Berger'in eğitim hayatına adapte olmaya çalışması ve başından geçen olaylar konu edilmiş. Kitabı okurken Viyana sokaklarında dolaştığınızı hissedebilirsiniz. Üniversiteye yeni başlayacak olanlara tavsiye edebilirim. Psikolojik geçişler çok iyi tahlil edilmiş, dil akıcı bir solukta okunur. Bu eser, pandemi sürecinde de epey popüler olmuştu diye hatırlıyorum.
Okuyacağınız en farklı, en orjinal kitaplardan birisi olduğunu söyleyebilirim ama okurken en zevk alacağınız kitaplardan birisi olur mu? o konuda şüpheliyim. Çünkü bu kitapta tek bir öykü veya olay örgüsü bulunmamakta. Aynı şehrin havasını soluyan, birbirine bir şekilde dokunan birden fazla insanın, karakterin romanı. Kitaptaki geçişleri ve kitabın bütününü beğendim. Özellikle Ankara'yı sevenlerin kitabı da seveceğini düşünüyorum. Daha fazla detay kitapta :)
Okuduğum ilk Anton Çehov öyküsü. Olağanüstü bir öykü olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim. Topluma karşı yabancılaşma Çehov tarafından çok çarpıcı bir şekilde ele alınmış. Taşra kasabasındaki Rus aydını ile halk arasındaki çarpık ilişki tahlil ediliyor. Yaşanılan dönemin, coğrafyanın, benimsenen kültürün bir toplumu ve o toplumda yaşayan bireylerin hayatını nasıl etkilediğini görüyorsunuz. 'bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın' demek mi lazım? Yoksa dememek mi lazım? Dili akıcı, sıkmıyor. Kısa bir öykü fakat çok derin felsefi diyaloglara sahip bol bol düşündürüyor. Şiddetle tavsiye edilir.