Gülmek de sıklıkla, bir iç içe girme ya da korkunç izdiham durumunun bizde uyandırdığı tiksintiye yönelik yaşamsal ve ani tepkidir. Farksızlığı kusuyoruz, ama aynı zamanda farksızlık bizi büyülüyor. Her şeyi birbirine katmayı seviyoruz, ama aynı zamanda da bizi iğrendiriyor bu.
Çağdaş korkular, yani zamanında şehirlerin inşasına yol açmış olan korkuların aksine tipik “kentli korkular” “içerideki düşmana” odaklanmaktadırlar. Bu korku türü bir bütün olarak yani kolektif bir mülk ve bireysel güvenliğin kolektif garantisi olarak kentin bütünlüğü ve dayanıklılığından ziyade, kişininin şehir içindeki evinin yalıtılmışlığı ve istihkâmına kafa yormaktadır.
İnsanlar ya hoşnut kılınmalı ya da felakete uğratılmalıdır; bu dikkat edilmesi gereken bir husustur çünkü ufak tefek hasar alanlar intikam almaya kalkarlar ama zararı büyük olanlar buna teşebbüs edemezler; bu yüzden kişiye verilen zarar, intikamı aklının ucundan bile geçiremeyeceği denli ağır olmalıdır.
Zulüm tekrarlanmadığında acısı da tekrarlanmayacağı için şiddet toplu halde tek seferde uygulanmalıdır, iyilikler ise uzun süre tadına varılsın diye zamana dağıtılarak yapılmalıdır.