Korku yenilir mi? Yenir mi? :)
Şimdi, ben korkmayı seven biriyim:) Korku ile ilgili her şeyi ama her şeyi; korku filmlerini, dizilerini, oyunlarını, cinayet romanlarını aklınıza ne gelirse seviyorum. Küçüklüğümden beri korku filmi izlerim. Testere serisini birkaç kere bitirdim. Bir ara ramazanda televizyonda yayınlıyorlardı hatta, hatırlayanlar vardır. 😅 Neyse, ben konuyu şuraya bağlayacağım. O kadar şey gördüm ama bana zombi istilasından daha korkunç gelen bir şey var. O da bu kitap: Bilinmeyen Bir Kadının MektubuBilinmeyen Bir Kadının Mektubu Kitabın baş karakteri olan kadına dönüşmek en büyük korkularımdan biri. Kitabı okuyanlar bana hak verirler diye düşünüyorum:)
1000Kitap
Bir gün gelir , birşeyler değişir..
Bir gün geliyor ki; Kendi kabuğundan çıkmayı öğreniyorsun. Bulunduğun yerden uzaklaşmadan büyümenin pek olmadığını anlıyorsun. Bir gün geliyor ki; Evinden uzakta olmak üzüyor ama güçleniyorsun. Mesela; bir Ramazanda tek başına giriyorsun. O iftarda hep beraber oturduğun sofralar yerine tek başına oturduğun yemek masası oluyor. En azından bayramda gidebiliyorsun bazen.. Tabi arkadaşlarınla da bu günleri geçiriyorsun ama ailenle olan gibi olmuyor. Bazen bir kaç ay uzak kalıyorsun. Eve gidince eski düzen olmuyor. Birşeyler değişiyor ve sen bunun farkına varınca afallıyorsun. Evinde sanki bir misafir gibi bir kaç günlüğüne gidebiliyorsun. Uzakta yaşarken tek başına hastaneye gitmek koyuyor biraz. Kimseye söylemeden büyük şeyleri atlatıyorsun. Yola çıkarken otobüs peronlarına akşamın soğuğunda tek başına çıkıyorsun yola. Bazen havaalanında beklemekte öyle oluyor. Tüm bunlar büyümek evet ama uzakta olmayan anlamaz. Ona küçük gelen detaylar diğerine büyük gelir. Bir süre sonra ne kadar arkadaşın olsa da yalnız kalmayı arıyorsun ve buna alışıyorsun. Senin başarılarını alkışlarlar ama ardındaki o raddeye nasıl geldiğini bilmezler.. Sen büyümeyi değil aslında kendin olmayı öğreniyorsun. Belki çok yokuş tırmandın ama geri dönüp baktığında yorgunluğuna rağmen iyi ki diyebiliyorsun. Daha birçok şey var ama orasını da siz öğreneceksiniz. Daha öğrenecek çok şey varken...
1000Kitap
Reklam
🩵- Ramazanda benim şekerim değildin ama ben sana yarın kurban olurum Aldığım en ikonik ve romantik mesaj olabilirsin yaa sjsjsjsjsjsjajs Yemin ederim seni daha erken tanısaydım Minikin olurdum Sevgilim.
Hola ! .. adım Aicha. Kolombiyalıyım. Marmara üniversitesinde … tez dönemdeyim. 17 yaşımdayken, kalbimde taşıdığım büyük bir niyetin peşinde yola çıktım. Müslüman bir ülkede yaşayıp, İslam’ı doğru öğrenerek uygulamak istiyordum. Türkiye … camiler ve camilere hayat veren güzel insanlar. Minarelerden yükselen ezan sesleri, Ramazan’da asılan Mahyalar… Bunlar bana amacımı hatırlatıyor, ümmetin bir parçası olduğumu yeniden hissettiriyor. Türkiye ile Kolombiya arasındaki en büyük farklardan biri aile yapısı. Kolombiya’da çok sayıda babasız aile var; bekar anneler, sevgililerinden dünyaya gelen çocuklarla hayat mücadelesi veriyorlar. O çocuklar çoğu zaman babasız büyüyor. Burada ise ailelerin bağı daha güçlü, babaların sorumlulugu daha fazla. Bir genç kızın arkasında anne ve babasının varlığını hissetmesi, hayatına güvenle bakabilmesi çok kıymetli bir şey. İşte bu farkı gördüğümde, İslam’ın kazandırdığı ve koruduğu ilkelere, değerlere karşı kalbimde büyük bir hayranlık uyandı . Aicha Isabel Sandoval Alaguna, Kolombiya Bir Ülke Bin Hikaye (kitabı 125. sayfa)
AVRUPA BAŞARDI AMA MÜSLÜMANLARIN ENGİZİSYONU DEVAM EDİYOR. Ortaçağ Avrupası'ndaki kilise (din) engizisyonu, her gelişim, yenilik ve farklı düşüncenin önüne koca bir din bariyeri/din takozu koyan anlayış olarak tarif edilebilir kısaca. Avrupa, bir diğer tanımı "skolastizm" olan bu anlayışı ortadan kaldırmayı yani din denen şeyin, inanılan yaratıcı ile inanan kişinin kalbi arasında durması gerektiğini anlayışını yerleştirmeyi uzun ve sancılı bir süreçten sonra başardı. Gerisi hepimizin malumu... Ancak İslam coğrafyası 2024 yılı itibarı ile bu konuda Avrupa'nın 300 yıl gerisindedir. Daha kat edeceği çok mesafe vardır. Yazının buraya kadar olan bölümünü okuyup çileden çıkan, buradan bir Avrupa övgüsü ve özentisi çıkaran hiddetli arkadaşlarımızın olduğunu çok iyi biliyorum. Çünkü mahalleyi çok iyi tanırım. Lakin istediğiniz kadar canınız sıkılsın ortadaki tablo ve gelinen nokta haklılığımı gün gibi ortaya çıkarmaktadır. Onlarca örnek ile bu durumu delillendirme ihtiyacı görmüyorum. Hepimizin bildiği -ve kabul ettiği- üzere koca cihan devleti Osmanlı'yı önce zayıflatan, sonra gerileten ve en nihayet de yıkılmasına sebep olan etkenlerin başında, "bilimsel gelişmelerin gerisinde kalmak" Avrupa'nın bu konuda atılım yaptığı sanayi devrimi döneminde etkili olamamak gelmektedir. İşte bu geri kalışlarda da ana sebep çoğunlukla, konunun her ne olursa oldun önce bir "din" komisyonuna uğraması ve "caiz değildur" duvarına toslaması olmuştur. Osmanlı'nın son asırlarında gücünü ve etkisini giderek arttırmayı başaran, tarikatların ve tasavvufi bakış açısının geri kalmada ve yıkılmada ne kadar etkili olduğu konusunda sanırım hepimiz hemfikiriz. Çağın gelişmelerine ayak uydurmak gerektiğini fark eden ve bu konuda adımlar atmaya çalışan son dönemin bazı padişahlarının nasıl "gavur
Arkadaşları fotoğraf paylaştı hepsi de o kadar guzel ki . Ramazanda teravih gitmişler böyle cocuk yetiştirmek mumkunmus demek ki
Reklam
Reklam