- Biliyor musun Andrey, benim içimde ne yakıcı, ne de kurtarıcı bir ateş yanmadı. Hayatımda hiçbir zaman başkalarınınki gibi gittikçe renklenen, parlak bir güne çevrilen bir sabah olmadı; bir sabah ki yakıcı öğlesi geçtikten sonra yavaş yavaş solsun ve kendiliğinden akşama karışsın. Hayır, benim hayatım, sönmüş başladı. Tuhaf, fakat böyle. Kendimi bilir bilmez sönmeye başladığımı hissettim. ... Ya ben yaşadığım hayatı anlayamadım ya da bu hayatın hiçbir değeri yoktu. Daha iyisini bulamadım, göremedim, kimse de göstermedi. Sen bir gelip, bir kayboluyordun, tıpkı parlak, hızlı bir kuyruklu yıldız gibi; bense her şeyi unutuyor, ağır ağır sönüyordum.
Belki de bu yüzden perdeleri açık tutuyordu. Eskiden ışığın bulunduğu yere çöreklenen boşluğu doldurmak için.
O eski ışığın yerinde yeller estiği için.
Küçüklüğümden beri ölüm denince aklıma gelen ilk şey, yuvaya dönüş için yapılan huzurlu bir yolculuk olurdu: Beni diğer taraftaki meçhule uğurlayacak, tatlı, hüzünlü bir ninni.