Kendini yenileyen, kendine sahip çıkan bir yalnızlıkla dönmüştü, yedeğinde insan gerçeğinden binlerce altın anahtarla. Yolculuk öncesi söndürdüğü bütün ışıkları yaktı yeniden. “İnsan düşleri nasıl kendi gerçeğinden doğuyorsa kendi gerçeğinde gerçekleşmeli” diyordu, soru soran bir bunalmışa. Gözleri, binlerce görüntüden menevişler almış bir zenginlikti.
bütün pencerelerde bekleyen benim
ve
o çalmayan telefonlarda
aylardır konuşan da
kabul
bir kez yolda karşılaşalım
onunla da avunacağım
adımı sesince duymaktan vazgeçtim
sesini duysam susacağım
yel esiyor ama değirmen dönmüyor
kuraklık bu
adın ekmeğe dönüşmüyor
Turgut Uyar
Vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni
Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez
Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini
Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,
Değil mi ki ayaklar altında insan onuru
William Shakespeare
dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
kir ve dağ çiçeklerini istiyorum
kaderleri bana benzeyen,
yalnızlıkta açarlar, kimse bilmez onları
geniş ovalarda kaybolur kokuları
yurdumun sevgili ve adsız çiçekleri
hepinizi, hepinizi istiyorum, gelin görün beni,
toprağı nasıl örterseniz öylece örtün beni.
Ceyhun Atuf Kansu