Motivasyon, inisiyatif ve proje çağrısı, sömürü açısından kurbaçlardan ve emirlerden çok daha verimlidir. Kendi kendinin girişimcisi olan performans öznesi, emir veren ve sömüren bir başkasına tabi olmadığı ölçüde özgürdür ama gerçekten özgür değildir, çünkü artık kendi iradesiyle kendi kendini sömürmektedir. Sömüren sömürülendir. Kişi aynı anda hem faildir hem kurban. Kendi kendini sömürü başkasının sömürüsünden çok daha verimlidir, çünkü bir özgürlük duygusu eşliğinde iş görür. Bu sayede, tahakkümsüz sömürü mümkün olur.
Gabriel García Márquez’in Kırmızı Pazartesi romanı bana göre, bir toplumun sessiz suç ortaklığını en çarpıcı şekilde anlatan metinlerden biri. Yazar, ilk cümlede cinayeti haber vererek klasik kurgu beklentisini alt üst ediyor ve bizi "neden kimse engellemedi?" sorusuna odaklıyor.
Roman gerçek bir olaydan esinleniyor; ama mesele yalnızca bir cinayet değil — asıl mesele, herkesin bildiği bir cinayetin göz göre göre işlenmesine seyirci kalan bir toplumun ruh hali. Namus, gelenek, kadercilik ve kitlesel kayıtsızlık çok güçlü temalar olarak işlenmiş. Karakterlerin her biri, bu çarpık düzenin birer parçası gibi.
Beni en çok etkileyen şey, anlatının gazeteci gibi serinkanlı ama edebi anlamda çok katmanlı olması. Herkesin hikâyesi başka, herkes biraz suçlu ama hiçbir şey net değil. Sanki gerçek, herkesin elinden biraz kaçmış gibi. Bu da romanı sadece bir suç öyküsü değil, kolektif vicdan üzerine bir sorgulamaya dönüştürüyor.
Kısacası, Kırmızı Pazartesi, toplumsal değerler adına bireysel sorumluluktan vazgeçmenin nelere mal olabileceğini etkileyici biçimde gösteren bir roman. Hem edebi olarak hem sosyolojik düzlemde çok güçlü ve rahatsız edici bir metin.
Kırmızı PazartesiGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202595,3bin okunma