Değil burası evimiz, burası da,
olmaz bize ev burası, burası değil, burası değil
diye diye kaç yıl oldu yoldayız.
Ama bizden biri gibi artık bizde
suyu kurumuş bir ağlamak ve
bir rüzgârlı bayır içimizde.
Dirmit kutu kutu evlerin damında tutan karın, insanların acılarına dayanamayıp eridiğini duyunca şaşırdı. onun tuttuğu damlardaki tüm evlerin içini görmesine sevindi. keşke ben de kar olsaydım, dedi. kar yine güldü, ince ince Dirmit'in dudaklarına döküldü, yüzünü okşadı. isterse kar olmadan da bütün evlerin içini görebileceğini söyledi. Dirmit içini çekti. "öyle çok ev var ki!" dedi. gözlerini yumdu. "şiirleri yırtılan başka kızlar var mı?"diye sordu. kar düşüp su oldu. Dirmit gözlerini açıp karı aradı. göremedi. başını buz mavisi göğe kaldırdı. "varsa onları bulacağım" diye bağırdı.
Köyün erkeği, eskiden olduğu gibi, "keçi kız" diye, onu kucaklarına almaya, sevmeye başladı. ama dirmit erkeklerden, kadınlardan, çocuklardan kaçtı. köyün içinde tek başına dolaştı. Hem dolaştı,hem duvarlarla, su yollarıyla, tomurcukları dökülmüş, yaprakları solmuş gül ağaçlarıyla, rüzgârla, pınarla konuştu. bir yandan konuştu, bir yandan saklanacak yer aradı. köyün tüm ahırlarını, bahçelerini gezindi. bağlarda, kayalıklarda dolandı. her gün korka korka okulun yolunu tuttu. sıralara tek tek oturdu. her bir pencerenin önünde durup köye baktı. bir baktı, bir ağladı.