Uzun süredir bu kadar akıcı ve kavrayıp içine çeken bir kitaba denk gelmemiştim. Kitabın akışına bir kere kapıldığımda her gün merakla okuyorken buldum kendimi.
Yoğun ruh tahlilleri, gerçek ile kurgunun ayrımını sorgulamalar, maceralar ve psikolojik travmalar, yalnızlık ve aşk çözümlemeleri eşliğinde kitabı okuyorsunuz.
-- Aşağıda Yazılanlar Kitaptan Bilgi İçerir, Kitabı Okuyacaklar Okumasın! --
Kitabı bitirdiğinizde oldukça şaşırtıcı ve çarpıcı bir sonla karşılaşıyorsunuz. Esasında başkahramanımız çocukluk travmaları sebebiyle "Kendine Yabancılaşma Bozukluğu" yaşıyor, kendi (Mehmet) yaşadığı anıları ölen ikiz kardeşi (Ahmet) yaşamış gibi anlatıyor.
Kitabın yarısından itibaren ikiz kardeşinin olmadığını düşünmeye başlamıştım; zira Sovyetler Birliği'ndeki Mehmet'in anılarını bu kadar net ve açık anlatması, Mehmet'in gece vakti gelip biraz oturup gitmesi, kitabın zaman akışı içerisinde somut biçimde Mehmet ile karşılaşmaması, Mehmet'in anıları diye anlattığı travmatik anıların başkahramanın tuhaf davranışlarını açıklayabiliyor olması (mesela aşktan korkması, insanlara dokunmaması vs.) bende bu izlenimi oluşturmuştu. Ancak ben ikiz kardeşinin hiç var olmadığını, kendi uydurduğu bir karakter olduğunu zannetmiştim, hâlbuki varmış fakat vefat etmiş. Oldukça etkileyici bir sondu ve kitabı keyifle okudum.