... ne olduğunu, ne için yaşadığını düşündüğü zaman yanıt bulamıyor ve umutsuzluğa kapılıyordu; ama kendi kendisine bu soruyu sormaktan vazgeçtiği zaman sanki ne olduğunu da, ne için yaşadığını da anlıyordu ...
Hikâyelerimize sahip çıkabildiğimiz ölçüde kendimiz olmaktan yorulmayacak ve ruh üşümesine yakalanmayacağız. O hikâyeler, bizden önceki nesillerin yüreğini nasıl ısıttıysa, bizi de öyle ısıtacak.
Çünkü hayat, bize öğrettikleriyle güzeldir.
... bu (yapay zekâ) öğrenme yönteminin en büyük ihtiyacı veri, veri, daha çok veriydi. Biyolojik beyinler yıllarca gözleri açık dolaşan canlılara takılı oldukları ve sayısız görüntüye maruz kaldıkları için bu kadar iyiydiler örüntü tanıma işlerinde. Yapay sinir ağları da bir kişinin albümündeki birkaç resimle değil de milyonlarca resimle eğitilse çok daha iyi öğrenmezler miydi? Acaba milyonlarca resmi bilgisayar ortamına sokmanın bir yolu var mıydı?
Evet, bu sorunu da "halk" çözdü. Çağ herkesin resim çekip onu bedavaya internete koyduğu çağdı. Facebook, Google gibi devler neden size resimlerinizi ve yazılarınızı koymanız için sınırsız bellek hediye ediyor? Çünkü onlara makinelerinin dünyanın nasıl göründüğünü ve insan dillerinin düzenini öğrenmesi için ihtiyaçları var! Bu "büyük veri denizi" sayesinde önceki kuşağın araştırmacılarının hayal edemeyeceği büyüklükte sinir ağları, devasa veri kümeleriyle eğitildi ve yapay zekâ birçok örüntü tanıma işinde insan düzeyine vardı, hatta geçti.