raveniole

raveniole
@raveniole
7 okur puanı
Temmuz 2021 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Ahlak kendimizi korumak uğruna kendimizi aşırı basitleştirmemizin ürünüdür.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Psikanaliz benliği unutmamıza ve onun yerine çelişen arzulardan ve cezalandırıcı içsel otoritelerden, rakip hazlardan, hazzın birbirine rakip değerlendirilme yöntemlerinden, haz olasılığını yok etmek isteyen ölüm içgüdüsünden ve hazzı uzatmak için her çareye başvurabilecek yaşam içgüdüsünden bahsetmemize yardımcı olabilir.
“Yazları adaya gelen bir gazeteci dostun ses alma aygıtı var. Ve Doğu’da, köylerde, kahvelerde çekilmiş ses bantları. “Topal Abdo Ağıtı’nı dinler misiniz?” dedi bir gün. Biraz soğuk bir gündü sanırım; denize çıkılmamış. Hocanın otelinin altındaki kahvede toplanıldı. Ses aygıtı-eski usül, makaralı- geldi kuruldu. Çepeçevre oturdular. Babam, doğan bey, Gega; Necil bey var mıydı anımsamıyorum, Şahap Sıtkı, Fethi Giray olabilir. Başka balıkçılar, köylüler... Aygıt çalıştırıldı. Bir iki cılız saz sesi ardından tuhaf yabanıl bir ses, sesten çok bir çığlık yükseldi aygıtın o güne göre oldukça gelişmiş yükselticilerinden. Bir soluk ki tepeden tırnağa ateş, tepeden tırnağa alev! “Ceylan Ali söylüyor” dedi Otyam, söylüyor ne demek, bağırıyor, inliyor. Düpedüz yalaz çıkıyor ağzından-ya da yüreğinden. Üç beş dakika sonra bir şişe rakı getirildi yandaki bakkaldan, çay fincanlarına dolduruldu. İçiyorlar. Baktım sessizce ağlayanlar var masada. Babamın gözleri yaşlı. Anlamıyorum. Beni pek etkilemiyor çalınan şey, çocuğum ne de olsa, ölümü, ayrılığı, acıyı, şiddeti bilmiyorum. Ağlayanlara biraz şaşarak ve belli belirsiz bir utanma duygusuyla bakıyorum. İşin tuhafı, çalınan banttan da ara ara burun çekme sesleri geliyor; ağıtın okunduğu o kahvede de ağlıyorlar belli ki. Neye ağlıyorlar? Topal Abdo’nun öyküsünün-Güneydoğunun bitip tükenmez ve çoğu birbirine benzer eşkıya öykülerinden biri bu-kimseyi -en azından burada- çok fazla ilgilendirdiğini sanmıyorum. Asıl o ses, sesten çok çığlık olan o ezgi, buruyordu yürekleri besbelli, binyıllar gerisinden gelen bir ezgi, aşklar, ayrılıklar, ölümler, avlar, yangınlar, zulümler anımsatıyor. Belki bir yaban hayvanı uyanıyor bu ezgiyle içlerinden. Derin bir kovuktan, korkmuş gözlerle karanlığa bakan ve herkeste bir parçası bulunan o yaralı
-normal’ davranışın patolojisi, kendinden vazgeçişin sonucu olarak uzlaşmanın patolojisi olarak gizlenir. -Kaderimiz üzerinde belirleyici olma iktidarı, asla bu sorumluluğu taşıyacak güçte olmamalarına rağmen tam da böyle insanlara teslim edilir. Ama bunun nedeni aynı zamanda bu insanların, gerçekçiliğe ve güce dair kendi fantezilerimizi temsil etmeleridir. -Şizofrendeki yarılma, duygu bütünlüğünü, yani iç dünyasıyla temasını koruma çabasıdır. Onun deliliği aslında bütünlük olmayan dayatılmış ve ısmarlanmış bir bütünlüğe karşı çıkıştır. Örneğin bir başkasına acımak, kendini üstün hissetmek veya karşıdakini aşağılamak için duygudaşlık kullanıldığında şizofren bunun karşısında herhangi bir duygu uyumu göstermez. Uzlaşanların, kaygı veya sevecenlik belirten bir tepki beklediği yerde şizofren gülecektir. Bu nedenle şizofrene gerçeklikle ilişkisi olmadığı ve yarılmış olduğu tanısı konur. -Açıklayıcı model olarak dürtü kavramı, özerklik için mücadelenin çocuğun gelişimindeki temel sorun olduğunu görmeyi engellemiştir. -Zayıflık duygusuyla sıkı bir bağ içinde olan kendi uzak geçmişlerinde, anne babalarının istismar edici sevgisini emir üzerine ‘gerçek’ sevgi olarak algılamak zorunda kaldıkları için kendi insanlıklarıyla olan ilişkileri hasar görmüştür.
-Yürüyerek kimlik fikrinin kendisinden, biri olma, bir isim ve hikayeye sahip olma isteğinden kaçarsınız. Yürürken biri olmama özgürlüğünü yakalarız, çünkü yürüyen bedenin tarihi yoktur, o sadece hareket halindeki kadim yaşamdır. -Mümkün mertebe az oturmalı; açık havada yürürken doğmayan, şenliğine kasların da katılmadığı hiçbir düşünceye güvenmemeli. Önyargıların hepsi bağırsaklardan gelir. -Yürüyüş burada Kant’taki gibi işe ara vermek ya da oturmaktan kamburu çıkmış, iki büklüm olmuş vücuda yapılan asgari bir temizlik değildir. Nietzsche çalışmak için yürümek zorundadır. Dinlenmenin, hatta refakatçisi olmanın bile ötesinde, Nietzschenin tam olarak parçasıdır yürüyüş. -İnsan burnunu tarihlere, olaylara gömdüğü anda, her şey kişinin kendi özgünlüğünün içine sıkışır. Oysa kurgulamaya, mitlere, ortak kaderler inşa etmeye ihtiyaç vardır. -Aslında bizi yalnızlığa sürükleyen çoğunlukla başkasıyla karşılaşmaktır. Sohbet kendinden ve farklılıklardan bahsetmeye götürür kişiyi. Ve bu başkası bizi, tarihimiz ve kimliğimiz içindeki, bencil ve yalanlar söyleyen özümüze taşır yavaş yavaş. -Geçmişten alınacak ders yoktur, zira ders almak eski hataları tekrarlamaktır. İnsan tam da bu yüzden yaşlılara pek güvenmemeli ve onların sözde ‘deneyimlerini’ (tekrarladıkları hataların yüklü toplamıdır bu sadece) kabul etmemelidir. İnsan sadece güvenin kendisine güvenmek zorundadır: tazeliğe.