İlya İlyiç kendisini "başkaları" ile karşılaştırdı. Düşündü düşündü; Zahar'a söylediğinden çok başka bir düşünce zihninde gelişti. Kabul etmek zorunda kaldı ki, başkaları bütün mektupları yazmaya, "ki"leri ve "ne"leri birbirine karıştırmadan cümle yapmaya vakit bulabilirler. Başkaları yeni bir eve taşınabilir, planı gerçekleştirebilir, çiftliğe gidebilirdi... "Ben ne diye yapmayayım bunları?" diye düşündü. "Ben de pekala mektup yazabilirim; mektuptan çok daha zor şeyler yazdım. Ne oldu bana? Taşınmak da ne imiş; istemekten ibaret. Başkaları hiç hırka giymez. Onlar... (burada Oblomov esnedi) uyumak nedir bilmezler... Hayatın tadını çıkarır, her yere gider, görülecek her şeyi görürler, her şeyi merak ederler. Ya ben? Ben... başkaları değilim." Bu son sözü hüzünle söylemişti. Yeniden düşüncelere daldı, hatta bir aralık başını battaniyenin altından çıkardı.
Sabahleyin yataktan kalkıp, kahvaltı edip divanına uzanınca başını ellerine alır, gücünü kuvvetini esirgemeden düşünceye dalardı. Sonunda kafası bu sıkı çalışmadan yorulur ve rahat bir vicdanla kendi kendine, "Eh, bugün insanlık için yeterince çalıştım." derdi. O zaman Oblomov biraz daha dinlenmeye karar verir, çalışma yatışını değiştirerek daha rahat, hülyalara daha elverişli bir yatışa uzanırdı. Ciddi işleri bir yana bırakarak içine kapanmak, kendi yarattığı bir hayal dünyasında yaşamak Oblomov'un en büyük zevki idi.
"Ardından gözyaşı dökebileceğim biri o. Kimsesi yok. Tüm insanlardan nefret ediyor. Bize katlanıyor çünkü onun arzusunun gerçekleşmesinin yolu biziz. O ise yalnız... yapayalnız."
"Şimdi aramızda noksan olan şeyin ne olduğunu biliyorum!" dedi. "Bu eksik sana değil, bana ait.... Bende inanmak noksanmış... Beni bu kadar çok sevdiğine bir türlü inanamadığım için, sana âşık olmadığımı zannediyormuşum... Bunu şimdi anlıyorum. Demek ki, insanlar benden inanmak kabiliyetini almışlar. Ama şimdi inanıyorum... Sen beni inandırdın... Seni seviyorum. Deli gibi değil, gayet aklı başında olarak seviyorum... Seni istiyorum... İçimde müthiş bir arzu var... Bir iyi olsam!... Ne zaman iyi olacağım acaba?... "
Yalnızlığımı hissediyor ve üzülüyordum fakat bundan kurtulmanın mümkün olabileceğini umuyordum. Maria, daha doğrusu onun tablosu karşıma çıktığı vakit, bu haldeydim. O beni birdenbire sessiz ve karanlık dünyamdan ayırmış, ışığa ve sahiden yaşamaya götürmüştü. Bir ruhum bulunduğunu ancak o zaman fark etmiştim. Şimdi, geldiği kadar sebepsiz ve ani, çekilip gidiyordu. Fakat benim için bundan sonra eski uykuya dönmek imkânı yoktu. Yaşadığım müddetçe türlü türlü yerler gezecek, dilini bildiğim ve bilmediğim insanlarla tanışacak ve her yerde, herkeste onu, Maria Puder'i, Kürk Mantolu Madonna'yı arayacaktım.