Bu kitap bana çok doğru bir zamanda gelen, oldukça kıymetli bir hediyeydi. Hiç durmadan kendimi sorguluyor, hayatta yolumu nasıl çizmek istediğime karar vermeye çalışıyordum. Okuyor, araştırıyor neler yapabileceğimi görmek istiyordum. Bir yandan “seçilmek” için sınavlara çalışmanız gerekirken inanın karar vermek hiç kolay değil. Bu konuyu ertelemek de istemiyordum çünkü ertelemenin bir hastalık olduğuna inananlardandım. Üstelik bu basit bir konu da değildi, yolumdu, hayatımdı, ömrümü adayacağım meslekti. Her insanın hayalleri vardır, ama benim çok fazla hayalim vardı ve hepsi de birbirinden bağımsızdı. Önümde çeşitli yol ayrımları vardı ve birini seçtiğimde aklım,kalbim diğerinde kalacaktı.Tüm yollardan aynı anda geçmemse mümkün değildi.
Sonra, yeni yaşımda bir arkadaşım tarafından hediye edildi bu kitap bana. Okuduktan sonraki etkisini tahmin edebilseydim, muhtemelen arkadaşım sarılmamdan kendini kurtaramazdı.
Toylukla tecrübenin, dinginlikle heyecanın, sabırla telaşın harmanlandığı satırlara rastlayacağınız bu kitapta, adından da tahmin edileceği gibi 20 yaşlarına mektup yazmış insanlar.
Bilinen geçmiş zamanla kurduğum bütün cümleleri, şimdiki zamana uyarlayalım. Bu kitabı okudum hepsi geçti değil, öyle değil...
Aksine beni daha çok düşündürdü, kendimi daha çok sorguladım. Çünkü Sokrates’in de dediği gibi “Sorgulanmamış hayat yaşanmaya değmez”di ve ben bu durumdan huzursuzluk duyacağıma mutlu olmalıydım.
Kitap bana yalnız olmadığımı hissettirmişti. Bu dünyada bir iz bırakmadan gitmek istemeyen yalnızca ben değildim, ve hiçbir zaman da tek olmayacaktım.
Yurt odasında dünyadaki tüm çaresizlerin kendinden yardım istediğini düşünüp, gözyaşı döken Barış;
Hisli, pek hisli, kırılgan, duygularını yoğun yaşayan Nermin; şimdikinden daha güzel günlerin geleceğine inanan