Seriyi ilk defa birkaç sene önce tüyapta ithaki standındaki bir arkadaştan duymuştum, okuduğum serileri söylediğimde bunu da seversin demişti (bundan sonra Barut Büyücüsü de var), güvenip seriyi tamamlamıştım ve iyi de oldu açıkçası.
Kitabı genel olarak sevdim, akıcı bir üslubu var ve kolay okutuyor kendini, cümleleri sisifos gibi okumuyorsunuz kısacası :D Bana biraz Grisha kolaylığı verdi açıkçası, Grisha'yı okurken de hiç zorlanmamıştım, bir şeyler çok detaylı değildi, yumuşak bir seriydi, aynı şekilde bu kitapta biraz öyle. Yumuşaktan kastımı sakın ola vahşet açısından anlamayın çünkü kitapta ziyadesiyle vahşet var, ana karakterlerimizden birinin lakabı KANLI Dokuz ve gerçekten KANLI sıfatını hak ediyor kendisi, ki zaten başlıktaki Minazuki'nin sebebi de buydu. Şimdii yumuşaktan kastın ne derseniz şöyle ki, gerçekten baba fantastik yazarları okuduğunuzda şunu görüyorsunuz, her şey betimleniyor, her şey anlatılıyor, neredeyse hiçbir olay/ara olay atlanmıyor ki bu yer yer bayıyor ama böyle bir farkları var bu yazarların. Örnek vermem gerekirse Jezal diye bir karakterimiz var ve karakterimiz bir arena turnuvasına dahil oluyor. Burada kendisinin baş rakibi olan bir abimiz var ve biz Jezal'ın arenadaki dövüşüyle alâkalı tüm antrenman süreci boyunca bu abiye odaklanıyoruz çünkü tek rakibi oymuş gibi anlatılıyor. Tabii ki de turnuva eleme sistemiyle ilerliyor, savaşçılar birbiriyle dövüşüyorlar ve kazana kazana en son iki kişi dövüşüyor. Burada ilk dövüşü olması lazım bize şöyle anlatılıyor; o günün sabahında Jezal'ı okuyoruz, normal hayatında ne yapıyorsa onu yapıyor sonrasında bugün dövüşün var nasıl hissediyorsun gibi bir şeyler duyuyoruz, bu sayede o gün dövüş olduğunu anlıyoruz, devamında sohbetler günlük işler derken bir zaman atlamasıyla o günün akşamına