Addie, özgür ruhuna ömrün kısalığını bile engel görmüş genç bir kız. Bunun için bir anlaşma yapıyor karanlığın tam kendisiyle, Luc'la. Bu anlaşmaya göre sonsuza kadar sağlıkla yaşayacak ama kimse onu hatırlamayacaktır. Addie bu anlaşmanın mahkumu olarak yaşamaya başlıyor. Parasız, evsiz, barksız dünyanın dört bir yanını dolaşıyor. Luc'la aralarında bir kedi fare oyununa dönüyor bu. İki taraf da birbirinin pes etmesini bekliyor yıllar boyunca. 300 yıl boyunca böyle yaşıyor Addie. Ta ki ilk kez hatırlanana, ismini ilk kez başka birinden duyana kadar. Henry kim ve Addie'yi neden hatırlıyor diye merak ederken bir yandan da bu ikilinin birbirine olan aşkını okuyoruz.
Hikaye inanılmaz yaratıcı ve güzeldi. Okurken her bir noktasının nasıl bu kadar ustalıkla yazıldığına hayret ettim. 600 sayfa sanki su gibi aktı elimde. Addie'nin bir yandan 300 yıl içinde tariha tanıklık edişini okurken bir yandan da 300 yıl boyunca ilk kez karanlık dışında biriyle, Henry'yle yalnızlığını paylaşmasına şahit oluyoruz kitapta. Addie, lanetininin sınırlarını keşfederken şehir şehir geziyor, farklı farklı isimler altında tanıtıyor kendini. Aşık oluyor, aşık olunan oluyor ama hep bir an sürüyor bu. Gözünün önünden ayrılınca insanın yok oluyor hafızalardan. Fransız İhtilali'ne, Dünya Savaşları'na, Rönesans'a birinci elden tanık oluyor. Ünlü yazarların, ressamların, şairlerin bire bir kendileriyle tanışıyor. Kendisi tarihin sayfalarına bir kelime bile ekleyemese de başkalarının elleriyle, boyalarıyla, notalarıyla hayat buluyor.
Henry ile ise ilk tanıştığında büyük aşkları başlıyor. Henry de Luc'la bir anlaşma yapmış. Anlaşmaya göre herkes Henry'yi koşulsuzca sevecek ama Henry'nin ömrü sadece bir yıl sürecektir. Addie ve Henry lanetlerinin gölgesinde aşklarını sürdürürken bu çiftin kalpleri ısıtan