Oya Nur Delen

9/10
·303 syf.··
2019 6. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 22 Ocak 2019 22:40
Momo.. Seninle tanışmamız 9 yıl öncesine dayanıyor. Dün gibi hatırlıyorum, 11 yaşına yeni girmiştim. Babamdan hediye olarak kitap almasını isterdim hep. Babam da ismine, kırmızı punto ile yazılmış olmasına, içerisindeki resimlere bakarak Momo'nun bir çocuk kitabı olduğuna kanaat getirmiş olsa gerek, elinde Momo'yla çıkagelmişti. Ee daha küçüğüm. Renkli, cıvıl cıvıl kapaklı bir kitap bekliyordum. Kitaba bakıp "Ama baba bu çocuk kitabı değil ki" dediğimi hatırlıyorum. Taa o zamanlarda doğru bilmişim. Kendisi ne çocuk kitabı, ne de yetişkin kitabı. Türüne ister roman diyin, ister masal diyin ama Michael Ende'nın bu eserini sadece çocuk kitabı kategorisiyle sınırlamak büyük haksızlık olur. Avrupa Gençlik Kitap Ödülü Şeref Listesine girmiş, yaklaşık otuz dile çevrilmiş bu kitabımızda yazar, o kadar sade ve ustalıklı bir dile sahip ki, kitap çocuklar için oldukça heyecanlı bir serüven kitabıyken; yetişkinler için zaman konusunu irdelemek açısından insanın içine işleyen masal tadında bir roman oluveriyor. Sonrasında ne oldu bilmiyorum ama Momo kitaplığımda alındığı ilk haliyle beni bekledi onca yıl. Daha bir hafta önce gözüme çarpmasa belki daha kaç yıl bekleyecekti. İyi ki fark ettim, belki de okumam için bu zamanın gelmesi gerekiyordu. "ZAMAN" Bu kelimeye çok dikkat edelim. Birazdan yüzlerce kez kullanacağım. Küçük bir kız çocuğu hayal edin. Bilinmeyen bir zamanda, hiç kimsenin bilmediği uzak diyarlardan gelmiş bir kız çocuğu. Ailesi, yeri yurdu yok. Dış görünüşü biraz garip, hatta temiz pak insanlara göre korkutucu. Ufak tefek, cılız yapısı nedeniyle de yaşı kimine göre sekiz, kimine göre on iki. Simsiyah, kocaman gözleri ve yine simsiyah kıvırcık saçları var. Ve öyle kimsesiz ki, adını bile kendisi koymuş. Momo! Peki, etraftaki insanlar kimsesiz diye, pis diye
MomoMichael Ende · Kabalcı Yayınevi · 201382,1bin okunma
Reklam
10/10
·158 syf.··
2018 18. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 08 Ekim 2018 23:00
"İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor. Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için. Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için. Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için. Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için. Yaşlanmayan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için. Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için. Ve ölmekten korkuyor aslında yaşamayı bilmediği için." der Shakespeare "Korkuyor" adlı şiirinde. Ben de korkuyorum Shakespeare, senin bu güzel sonelerine hakkını verecek inceleme yazamamaktan. Kitabı resmen gıdım gıdım okudum, bitmesin diye. Ben sevdiğim kitaplara -özellikle de şiir türü kitaplara- hep böyle davranıyorum. Sen ne kadar güzel, ne kadar büyülü, ne kadar yürekten duygu yüklü yazmışın ki böyle yüreğime dokundun be Shakespeare.. 154 sone... Denebilir ki, İngilizcenin en ünlü şiir dizisi. İlk kez 1609 yılında topluca basılmış, dünya edebiyatının en güzel örnekleri arasında yer alan bu şiirlerde neler yok ki? Sevgi, kuşku, özlem, ihanet, kıskançlık, umut, hayal kırıklığı, karamsarlık, suç ve günah, sevgili önünde benliğin değersizliği, sevgi uğrunda her acıya katlanma, ölüm... Her duyguyu böylece içimize işletip, ne güzel bir eser sundun bize. İncelememe "Korkuyor" şiiriyle başlamamın sebebi şudur: Shakespeare korkmuyor. Sevmekten de, kaybetmekten de, duygularını ifade etmekten de korkmuyor. Öyle ki soneler bir anahtardır, Shakespeare bu anahtarla gönlümüzün kilidini açmıştır. Ben biraz sonelerin biçim ve özelliklerine değinmek istiyorum. Sone, ilkin İtalyan yazınında görülen, klasik Avrupa edebiyatında yaygın olarak kullanılmış, bizim Türk şiirinde az görülen 14 dizeden oluşan nazım biçimidir. Shakespeare ise İtalyan sonesinden biçim bakımından
SonelerWilliam Shakespeare · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202511,1bin okunma
10/10
·421 syf.··
2018 6. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 06 Ağustos 2018 17:35
Bu kitabı okurken çocukluğuma dönmek istedim. Kötülüğün biz çocuklar dünyasına hiç ulaşmadığını düşündüğümüz, çizgi filmlerle ve masallarla büyüdüğümüz o masum çocukluk günlerine. Hepimiz biliriz, Külkedisi Cinderella masalını. Ve hangimiz istemedik ki bir peri değneği ile güzel kıyafetlere kavuşmayı ya da balkabağından fayton oluşmasını.. Bizim Cinderella masalımızda iyiler daima kazanır, kötüler ise kaybeder. Ama şimdi tüm bu bildiklerinizi unutun. Yazarımız Marissa Meyer, bizim Külkedimizi muhteşem hayal gücüyle yeniden kurgulamış. Gelelim hikayeye. Gelecekte bile, hikâye " Bir varmış bir yokmuş" diye başlıyor.. İnsanlarla, androidlerin yan yana dolaştığı bir yer Yeni Pekin. Hikayemizin asıl kahramanı Cinder, Yeni Pekin'de bir mekanik ustası. Her ne kadar herkesten saklasada o bir sayborg. Yani vücudunun çoğu metallerden ve kablolardan oluşuyor. Sayborg olmadan önceki hayatıyla ilgili bir fikri yok. Tek bildiği yasal vasisi olan üvey bir annesi olduğu ve kendisinden hoşlanmayan iki kız kardeşe sahip olduğu. Tıpkı bizim Cinderella masalımızda olduğu gibi. Fakat burda olaylar bizim bildiğimiz gibi gitmiyor. Yazar bize ütopya değil, distopya yaratıyor. Ülkede ölümcül bir veba salgını yaygın, bu da binlerce insanın hayatını tehdit ediyor. Hikayemizde iki farklı kraliyet var. Aylılar ve Dünyalılar. Aylılar, dünyayı uzaydan izleyerek Dünyayı ele geçirmek için doğru zamanı kolluyor. Ve kimse Dünya'nın kaderinin sayborg bir mekanik ustası olan Cinder'e bağlı olduğunun farkında bile değil... Ay Günlükleri Serisinin ilk kitabı olan Cinder, okumak için çok heyecanlı olduğum ve beklentilerimin yüksek olduğu bir kitaptı. Ve gerçektende beklentilerimi karşıladı, fazlasıyla.. Hatta yeri geldi Prens Kai ile Cinder'in olduğu bölümler hiç bitmesin istedim. Serinin ikinci kitabı
CinderMarissa Meyer · Artemis Yayınları · 20237,1bin okunma
7/10
·154 syf.··
2018 5. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 02 Ağustos 2018 13:35
Livaneli.. Müzisyen, senarist, politikacı, yönetmen. Ve en önemlisi güçlü bir yazar. Livaneli'nin kalemiyle ilk olarak bu kitapta tanıştım. Livaneli diyince birçoğunun aklına Serenad kitabı gelir. En çok okunan, en çok sevilen kitabı odur çünkü. Fakat benim ilk olarak Huzursuzluk kitabıyla başlama sebebim; yakın bir arkadaşım bu kitabı okurken bana içerisinde bulunan bir alıntıyı okumuştu. "Bazı acıları ölüm bile unutturamıyor, bazı davranışlar ölümden sonra bile bağışlanmıyor." Bu cümle beni çok etkilemişti. Nasıl bir acıydı ki bu, ölümün bile unutturamadığı? Cümlenin derinliğine takılıp kalmıştım birkaç gün. Ve kitapta beni etkileyen bir başka cümle ise şu oldu: "Ben bir insandım." Evet, hepimiz insanız. Türk, Ezidi ne fark eder ki? Hepimiz insanız. Fakat bu kitapta insanlık duygusundan yoksun kişilerin yaptığı zulümler kitap boyu huzursuz etti beni. Sanırım tam bu noktada kitap adının hakkını veriyor diye düşünüyorum. İnsanların birbirine sadece dininden dolayı bu kadar zulmetmesi ne yazık ki dünya var olduğundan beri var ve devam ediyor. Bu eser ise kendilerinden olmayan özellikle kadınlara ve kız çocuklarına tecavüz etmelerini, onları satmalarını ve bunu din adına uygun görmelerini anlatıyor. Kitapta üç ana karakterimiz var. Mardinli Hüseyin, IŞİD zulmünü misliyle yaşamış Ezidi kızı Meleknaz ve Hüseyin'in başına gelenlerden sonra bu hikayenin peşinde adım adım iz süren Hüseyin'in çocukluk arkadaşı İbrahim. Livaneli bizi, sevda ile acının iç içe geçtiği bir Ortadoğu gerçeğiyle buluşturmak istemiş. Genel olarak güzel bir kitaptı fakat sonunun çok yavan kaldığını düşünüyorum. Kitap 154 sayfa değilde, böyle bir 300 sayfa olsa ve olaylar daha devam etse diye beklemedim değil açıkçası. Ezidiler hakkında bilmediğim bir çok gerçeği öğrenirken, Meleknaz ile Hüseyin'in aşk
HuzursuzlukZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2017117,6bin okunma
10/10
·133 syf.··
2018 3. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 27 Temmuz 2018 21:42
Adını hemen hemen herkesin duyduğu, dört yüz yıldan bu yana parlaklığından hiçbir şey kaybetmeyen Shakespeare'in eşsiz kaleminden çıkan romantik tragedyası Romeo ve Juliet. Okurken tam anlamıyla hakkını verememekten korktuğum için ertelediğim bir kitaptı. Ama Zeynep Sahra'nın Ayçöreği kitabını okuduktan sonra cesaretlenip, başladım okumaya. Şu an bu incelemeyi yazarken bile korkuyorum açıkçası. Ne söylesem, ne yazsam eksik kalır gibi. Sözlerle anlatılabilir miydi bu güzel kitap. Kelimelere dökebilir miydim ki Romeo ve Juliet'in aşkını... "Neler doğuyor nefretten, ama daha çoktur sevgiden doğan." Kitabın ilk sayfalarında verilen bir alıntıyla başlamak istedim. Ah düşmanlık, ah nefret! Neler doğurdun sen? Romeo ve Juliet'in aşkıyla, sevgisiyle bir çok güzel şeyin doğacağına inansakda, bu iki ailenin birbirine karşı olan düşmanlığı, kini ve nefreti nasıl da söndürdü iki gencin aşkını. " Daha acıklı bir öykü yoktur, bunu böyle bilin Bu öyküsünden, talihsiz Romeo ile Juliet'in." Tekrar tekrar okunası, okuyun, okutturun efenim.
Romeo ve JulietWilliam Shakespeare · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202475,7bin okunma
Reklam