selamlar, siddhartha uzun uzun düşündüğüm ve bana birçok şey hissettirse de cümle kurarken neresine nasıl değinebileceğimi bilemediğim bi kitap oldu. arayışlarına ulaşabilmek için gençliğinden, elindekilerden, hayatındakilerden vazgeçip yollara düşen bir gencin hikayesi anlatılıyor. bu genç bu yolda ilerlerken tam bir arayışı temsil ediyor aslında, aramak, bulamamak, yöntem değiştirmek, deneyimlemek, sonra tekrar başa dönmek gibi birçok aşamanın hesse'nin sade diliyle birleşmesi akıp giden bir içerik yaratmış. her birimizin arayışı aslında tek bir noktada kesişiyor olabilir mi gibi bir düşünce yarattı ben de. siddhartha'nın arayışını aslında iki ayrı uçta gerçekleştirmeye çalışıyor bence. birinde yollara düşerek, oruçlar tutarak, saatlerce odaklanarak arıyor ve bulamıyor. diğerinde de cinsellik, haz, doyum ve rahatlığı sonuna kadar yaşadığı bir dönemden geçiyor. bu iki uçtan da bir şey çıkmayınca başka bir yol izliyor bu yol da hem birincisinden izler barındırıyor hem de ikincisinden bence. buradaki her iki uçtan az az barındırma durumu benim aklıma dengeyle birlikte sağlanan psikolojik iyi oluş kavramını getiriyor. hepimizde bulunan uç hislerin (örneğin nefret ve sevgi) uç şekillerde yaşanmasını psikolojik rahatsızlık olarak adlandırıyoruz fakat nefretin de sevginin de insan bünyesinde bir arada bulunmasını normal karşılıyoruz. siddhartha'nın arayışının çift yönlü yapısı da bana bunu çağrıştırıyor. içimize kulak vermek ve hayattaki amacımızı bulmak için kendimizi yollara dökmemiz gerekmediği gibi dünyada cenneti yaşamamız da gerekmiyor bence. ayrıca arayışı karşılayan bir olgu da yok hiçbirimizde, ne arıyoruz, neyi bulmayı bekliyoruz, nasıl bulabiliriz, bulunca ne değişmiş olacak gibi o kadar soru var ki. bu korkunç bi okyanus gibi. neyse ben burada bunları yazmaya