büşra

8/10
·148 syf.··
2021 25. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 15 Nisan 2021 11:39
selamlar, siddhartha uzun uzun düşündüğüm ve bana birçok şey hissettirse de cümle kurarken neresine nasıl değinebileceğimi bilemediğim bi kitap oldu. arayışlarına ulaşabilmek için gençliğinden, elindekilerden, hayatındakilerden vazgeçip yollara düşen bir gencin hikayesi anlatılıyor. bu genç bu yolda ilerlerken tam bir arayışı temsil ediyor aslında, aramak, bulamamak, yöntem değiştirmek, deneyimlemek, sonra tekrar başa dönmek gibi birçok aşamanın hesse'nin sade diliyle birleşmesi akıp giden bir içerik yaratmış. her birimizin arayışı aslında tek bir noktada kesişiyor olabilir mi gibi bir düşünce yarattı ben de. siddhartha'nın arayışını aslında iki ayrı uçta gerçekleştirmeye çalışıyor bence. birinde yollara düşerek, oruçlar tutarak, saatlerce odaklanarak arıyor ve bulamıyor. diğerinde de cinsellik, haz, doyum ve rahatlığı sonuna kadar yaşadığı bir dönemden geçiyor. bu iki uçtan da bir şey çıkmayınca başka bir yol izliyor bu yol da hem birincisinden izler barındırıyor hem de ikincisinden bence. buradaki her iki uçtan az az barındırma durumu benim aklıma dengeyle birlikte sağlanan psikolojik iyi oluş kavramını getiriyor. hepimizde bulunan uç hislerin (örneğin nefret ve sevgi) uç şekillerde yaşanmasını psikolojik rahatsızlık olarak adlandırıyoruz fakat nefretin de sevginin de insan bünyesinde bir arada bulunmasını normal karşılıyoruz. siddhartha'nın arayışının çift yönlü yapısı da bana bunu çağrıştırıyor. içimize kulak vermek ve hayattaki amacımızı bulmak için kendimizi yollara dökmemiz gerekmediği gibi dünyada cenneti yaşamamız da gerekmiyor bence. ayrıca arayışı karşılayan bir olgu da yok hiçbirimizde, ne arıyoruz, neyi bulmayı bekliyoruz, nasıl bulabiliriz, bulunca ne değişmiş olacak gibi o kadar soru var ki. bu korkunç bi okyanus gibi. neyse ben burada bunları yazmaya
SiddharthaHermann Hesse · Can Yayınları · 202447bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
6/10
·155 syf.··
2021 24. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 12 Nisan 2021 16:44
selamlar, bugün büyük önyargılarla başladığım bi kitaptan bahsetmek istiyorum. insanın anlam arayışı hemen hemen çoğu dersimde hocalarımın önerdiği bi kitap, fakat hem maneviyata yoğun bi vurgu yaptığına dair bir düşüncem olduğundan hem de klişe kişisel gelişim kitaplarına kayan bi izlenim verdiğinden uzun bi süre okumayı erteledim. hatta kitabı aldıktan sonra da hemen elim gitmedi ama tüm bu önyargılarıma rağmen kitabı keyifle okudum ve şaşırdım. kitap otobiyografik bir nitelikte, yazar Frankl toplama kampında yaşadıklarından ve toplama kampından kurtulduktan sonra geliştirdiği bir terapi yönteminden bahsediyor. kitabın iki ayrı kısmı var ilki anılardan ikincisi de logoterapinin kuramsal çerçevesinden oluşuyor. toplama kampında yaşadıklarını anlattığı kısım benim için toplama kampına dair izlediklerimden, okuduklarımdan çok farklıydı. genelde bize insanların yaşadıkları acı dışında bir şey gösterilmedi, o insanların içsel anlamda ne hissettikleri, ne düşündükleri, hayalleri, umutları vs. bize yansıtılmadı. ama kitapta bunun yaşayan bir birey ağzından anlatılması, onun içsel motivasyon kaynaklarını görebilmek adına benim için farklı bir deneyimdi. bir insanın yaşayabileceği en kötü anlara maruz kalan biri mutsuzluk dışında ne hisseder, maruz kaldıklarının yanında mutluluğa ulaşma gibi bir umut taşıyabilir mi gibi sorulara çok sade bir dille cevap verilmiş. yazarın sürece dair hiç tahmin etmediğim hisleri olduğunu gördüm mesela. mutluluk ve huzur gibi şeyler sanki o ortamda hiç hissedilemezmiş gibi bir görüntü canlanmıştı kafamda her zaman ama yazar "o kadar da mutsuz değildik" gibi bir cümle kurmuştu ve bana çok garip gelmişti. kaderi kırmak, ızdırabı yok etmek, mutluluğu aramak gibi birçok kavrama değiniyor kitap ve bunlara değinirken pollyannacılık yapmıyor, boş
İnsanın Anlam ArayışıViktor E. Frankl · Okuyan Us Yayın · 202651,4bin okunma

büşra

, bir kitap okudu
7/10
·96 syf.··
12 saatte okudu
·
2021 28. kitabı
Fyodor Dostoyevski
7.5/10 · 102,3bin okunma
9/10
·520 syf.··
2021 23. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 08 Nisan 2021 22:29
selamlar, sybil'e bi arkadaşımın önerisiyle başlamıştım. kendisi kitabı elinden bırakamamıştı aynı durumu ben de yaşadım. kalın bi kitap olmasına rağmen ilgi çekici konusunun yanı sıra olayların anlatım şeklinin sadeliğiyle hemen okunuyor. sayfalarını büyük meraklarla çevirdiğim bi kitaptı benim için şurası kötüydü ya da burası olmamıştı diyebileceğim bi kısmı olmadı. kitap psikiyatri tarihinin en çok kişilikli insanı olarak bilinen sybil'in hikayesinin bazen doktorunun ağzından bazen de sybil'in ağzından anlatıldığı kadarını yansıtıyor. kitapta bu kişiliklerin her biri (bazılarını detaylı bazılarını yüzeysel olarak) tanıtılıyor. sybil'in doktoru karşısında hangi kişiliğin olduğunu o kişilik ismini söylemeden anlayabilecek dereceye geliyor mesela. ayrıca kişilikler tek bir bedende olmasına rağmen saçlarının renginin farklı olduğunu söylüyor. Bir diğeri sybil 23 yaşında bir kadın olmasına rağmen 19 yaşında bir erkek olduğunu söylüyor. Benim için bu kişilikleri ayrı ayrı görmek, tek bir bedende nasıl konumlandıklarını hayal edebilmek çok değişik bir deneyimdi. Bireyin çocukluk döneminde yaşadığı travmaların ne kadar ağır sonuçlara yol açtığını tekrar tekrar anlamama neden oldu. Sybil'de bu travmalar o kadar ağır sonuçlara varıyor ki kötü bir olaydaki her kaçışı başka bir kişilik yaratmasına neden oluyor, kendini gitmediği yerlerde buluyor, tanımadığı insanların onu yakından tanıyormuş gibi davrandığı ortamlarda durumu anlamaya çalışıyor. kısacası kendi bedeni içinde yaşananlara hakim değil, kendi yaptıklarına hakim değil bir yerlerde bir şeyler onu yönetiyor gibi hissediyor ve çocukluğundan beri gerçekten yapmadığı şeyleri yaptığına yönelik suçlamalarla büyüyor. kitabın bazı sayfaları beni o kadar rahatsız etti ki sayfalarını çevirmek istemediğim ya da daha fazla
SybilFlora Rheta Schreiber · E Yayınları · 2001575 okunma