Bir yetişkin olarak Freud dinin 'batıl inancı'na karşılık Aydınlanma değerlerinden yana olmuş, bu arada aydınlanma akılcılığının kendisi dahil, insana dair her şeyin akıldışılığını ortaya koymuştur.
Freud bize görüşümüzde, görebildiğimiz alanda kör noktalar olduğunu gösterdi; bilmemeye kararlı olduğumuz şey bizi özgürleştirir ve başka bir şeyi bilmeye zorlar.
Etrafımızdaki kişilerin ya da en azından onların bizden beklediklerine inandığımız şeylerin bir ürünüyüz. Cooley benlik yanılsaması kavramını şu tekerleme gibi sözcük oyunuyla özetler: "Ben düşündüğüm kişi değilim, ben düşündüğünüz kişi değilim, ben düşündüğünüzü düşündüğüm kişiyim."
Öte yandan insan bir kimliğe sahip olmak ve diğer insanlardan farklı bir varlık olduğunu da hissetmek ister. Eğer bu amaca kendi çabalarıyla ulaşamazsa, bir diğer kişiyle ya da bir grupla özdeşleşerek sınırlı bir farklılık sağlayabilir. Köle sahibiyle, vatandaş ülkesiyle, işçi çalıştığı kurumda özdeşleşir. Böylesi durumlarda kimlik duygusu, birisi olmaktan değil birisine ait olmaktan kaynaklanır.
Sonuç olarak, duyu organından ayrılarak sinir sistemine girdikten sonra tüm duyusal girdiler aşağı yukarı aynı görünür; hepsi kimyasal salgılar ve elektrik sinyalleridir yalnızca. O halde gerçekte gelen sinyalleri çözen ve algıları oluşturan duyu organlarımız değil, nöronal devrelerimizdir.