VARLIK KADERSİZ AÇIKLANAMAZ...
"Evrim ağacı" diyorlar ya heyheyleniyorum. Düpedüz hırsızlıktır. O teşbih Mü'minlerin hakkıdır. Çünkü ağaçlığın gerektirdiği Vahidî bütünlüğe onlar imân ederler. Ne demek istiyorum? Açmaya çalışayım arkadaşım: Bir kere "ağaç" dediğimiz zaman "baştan-sona belirlenmiş bir süreç"ten bahsediyoruz. Yâni ağaçlık kaderlidir. Ne olacağı çekirdeğinde yazılıdır. Elma diktiğinizde armut almazsınız. Çam ektiğinizde iğde toplamazsınız. Erik seneye kiraz vermez. Üstelik, daha çekirdeğini toprağa verdiğiniz anda, hayalinizde az-çok nasıl bir şey göreceğiniz şekillenir. Resmi tasavvur edilir. Ağacın niceliğini tanırsınız zîra. Bu varlık tekerrür eden bir varlıktır. Daha önce görülmüştür. Kokusu çekilmiştir. Meyvesi yenilmiştir. Ağaçlık "her defasında yabancılaşan" değildir. Baştaki sondakine sürpriz yapmaz. Torun dedesine redd-i miras etmez. Parçaları-anları uyumsuz olmaz. Sûretinde Ehadî orijinallikler vardır gerçi. Ama keyfiyete tesir etmez. Ne mekândaki yayılımı ne de zamandaki devamlılığı birbirini yadırgayıcı vücûdlardan oluşmaz. Hülasa: Şimdiye kadar bir ağacın nesilden nesile (veya bir nesil içinde) 'kendiliğine yabanîleştiği' görülmemiştir. İşte şu yüzden bidayette öyle söyledim arkadaşım: "Ağaçlık kaderlidir." Varlık kadersiz açıklanamaz. Çünkü varolan her şey "nasıllığını" taşıyacak bilgiye muhtaçtır. __Çay yapmasını bilmeyen çay yapamaz. Yalnız buna mı ihtiyaç var peki? Hayır. Daha fazlası da lâzım: Sana çay yapmayı seçemesem (irade edemesem) yine ne içeceğini garanti edemem. Evet. Çünkü hâfızamda başka şeylerin "nasıllığına" dair de bilgiler var. Onları ayırabilmeliyim. Çayı da onlardan ayırabilmeliyim. Vurgulayabilmeliyim. Kuvvetimi seçtiğime sevk edebilmeliyim. İşte üçüncü ihtiyaç da kendisini gösterdi arkadaşım. Bir de kuvvetim olmalı tabiî.
Tefekkürât
AZİZ GENÇ!.. DÜNYA'YA BİR CİHAN DEVLETİNİN VÂRİSİ TABİİSİ OLDUĞUN ŞUURUYLA BAK!.. REDD-İ MİRAS EDEREK SOYSUZLAŞMAYI TERCİH ETMİŞ OLANLARDAN SENİ AYIRAN BU ŞUURUN DÜŞÜNCE VE HAREKETLERİNE ASALET, CİDDİYET VE ÂLEMŞÜMUL BİR ALAKA SÜRETİNDE AKSEDİŞİ, İSLAMCI ŞAHSİYYETİNİN EN KÂMİL İFÂDESİ OLSUN! SEVK-İ KADERLE O AZAMETLİ DEVLETİN UFUKTA BELİRMEYE BAŞLAYAN BA'SÜ BÂDEL MEVTİNDEN GÂFİL OLMA!.. ÂLEM-İ İSLÂM SEKSEN YILDIR BAŞSIZDIR. CENAB-I HAK BİZİM YERİMİZE BİR TAYİN YAPMAYARAK O ŞEREFLİ MAKAMI ASIL SÂHİBİ İÇİN BOŞ BEKLETMEKTEDİR. BUNU GÖR VE MÜSTAKBEL VAZİFENE LİYÂKAT KAZANMA YOLUNDA İHMALKÂR DAVRANMA!.. Kadir Mısıroğlu
Reklam
Saatimiz çalışıyor ama kalbimiz durmuş Çalışmıyor
Ne çocuklarımız, ne torunlarımız bakır mutfak eşyalarını tanımıyor. O kalaylı tasları, tencereleri, tavaları. Hiçbiri kalaylı bir maşrabadan kaynak suyu içmedi. Bakır eşyalar onlar için artık bir aksesuar, bir süs unsuru. Oysa vaktiyle o tavalar, o tencereler kimlerin elinden geçti. Kaç gelinin, kaç dedenin, kaç babaannenin bir ömrü dolduran hatırasını taşıyorlar. Bir kahve cezvesinin kulpundan tutan el kaç kuşağın eli ile ısınıyor, onlardan miras kalan duyguları paylaşıyor. Ama biz redd-i miras ettik. Bakırları sattık. Yerine alüminyum tencereler, melamin tabaklar aldık. Bu tabaklar düştü mü kırılmıyordu. Ancak ömürleri kısa oldu, tam mutfak dolaplarına ısınacakları zamanda pabuçları dama atıldı. Onların yerlerine başka kaplar, başka bardaklar imal edilmişti. Geçiyor, herşey süratle geçip gidiyordu. Şimdilerde çoğu renkli yemek takımları var, seramikten. Bir kaç yılda atılıyor, yerine yenisi alınıyor. Bir eşyayı ömür boyu kullanmak, hele hele bunu çocuğuna, torununa hatıra bırakmak, onların da kullanmasını istemek çılgınlık sayılır oldu. Aklı başında olanlar plastik bidondan plastik bardağa su dolduruyor, suyu içtikten sonra bardağı çöpe atıyor. Eşya ile ünsiyetin sonu çoktan geldi. Sevdiğimiz bir sandalyeyi, bir porselen fincanı, hatıralarla yüklü bir vazoyu ne yapıyoruz? O vazo ki onda nice güzel günlerin çiçekleri kokmuştur. O çiçekler alındığında, o vazoya konulduğunda kalbin sesi hangi ilahiler ile coşmuş, hangi şarkılarla dolmuştur. Bir tiren son kampana ile birlikte kalktığında dökülen gözyaşları, bir vapur iskeleye yanaştığında içimizin pır pır edişi, postacıya kapıyı açtığımızda elimize değen bir mektup, şiir defteri arasında kuruyan bir gelincik bütün bunlar hayatımızdan nasıl uçup gitti. Onlar mı uçtu, yoksa bir karakoncolos bütün bu güzellikleri
Mürşidimi soranlara, hep seni tarif ettim, Her zaman dizlerinin dibiydi, benim mektebim; Ben tuttum sabırla çile yazdım… Şair oğlu şairim, redd-i miras hakkım yok Gider gittiği yere yaydan fırlayınca ok Bunu her menzile yazdım Ekin yetince biçilir, buğday değirmende un olurmuş Hamur teknede, ekmek fırında kıvam bulurmuş Anladım, adını güle yazdım Dil susunca uğuldamaya başlar içimizdeki mağara Gönül Mansur gibi bin kez çekilir dara Bunu ateşe, rüzgâra, küle yazdım Her gece yıldızları tek tek yakan, söndüren elimsin diye Beynime, yüreğime tercüman dilimsin diye Adını, adımla bile yazdım Çeksen bile koruyucu kanatlarını üstümden, Senin öğrettiklerinle şimdi ben ayaktayım; Anlarsın, bu şiiri sana yazdım… BAHAETTİN KARAKOÇ
Sana Yazdım
Mürşidimi soranlara hep seni tarif ettim Her zaman dizlerinin dibiydi, benim mektebim Ben tuttum sabırla çile çile yazdım Çeksen bile koruyucu kanatlarını üstümden Senin öğrettiklerinle şimdi ben ayaktayım Anlarsın, bu şiiri sana yazdım Her gece yıldızları yakan elimsin diye Beynime, yüreğime tercüman dilimsin diye Adını adımla bile bile yazdım Dil susunca uğuldar içimizde ki mağara Gönül Mansur gibi bin kez çekilip dara Anladım adını güle yazdım Şair oğlu şairim, redd-i miras hakkım yok Gider gittiği yere, yaydan fırlayan ok Bunu her menzile yazdım Bahaettin Karakoç Bahaettin Karakoç
Mürşidimi soranlara, hep seni tarif ettim, Her zaman dizlerinin dibiydi, benim mektebim; Ben tuttum sabırla çile çile yazdım... Çeksen bile koruyucu kanatlarını üstümden, Senin öğrettiklerinle şimdi ben ayakatayım; Anlarsın, bu şiiri sana yazdım... Her gece yıldızları yakan elimsin diye, Beynime, yüreğime tercüman dilimsin diye Adını adımla bile bile yazdım... Dil susunca uğuldar içimizde ki mağara, Gönül Mansur gibi bin kez çekilip dara; Anladım adını güle yazdım... Şair oğlu şairim, redd-i miras hakkım yok, Gider gittiği yere, yaydan fırlayan ok; Bunu her menzile yazdım .. youtu.be/gH4FJ8AoojU Bahaettin Karakoç
Müzik
Reklam