Cumhuriyet dönemi devrimlerin aslında bu dönemde gelişip ortaya konan devrimler olmadığı, bunun bir geçmişinin olduğu, 17. yüzyıldan itibaren Osmanlı Devletinde gelişen ve giderek artan Batı taklitçiliğinin bir sonucu olduğu vurgulanıyor. Tanzimat'ın ilanı, Meşrutiyet'in ilanı, Islahat Fermanı'nın ilanı, II. Meşrutiyet'in ilanı ve bunların topluma etkileri kısaca ele alınmış ve bunların Cumhuriyet'e götüren unsurlar olduğu vurgulanmış. Batı'ya eğitim için gönderilen şahsiyetlerin kendi toplumunu/medeniyetini hor ve hakir görmeye başladığı, özellikle askeri eğitim veren okullarda yapılan Batıcı reformların daha sonra burada yetişen şahsiyetlerin saltanata ve dîne farklı gözle bakmaya başlamalarına neden olduğu vurgulanmış, din geri kalmışlığın en büyük nedeni olarak görülmüştür. Osmanlı aydınlarının ve Cumhuriyet aydınlarının dîni terakkiye mani bir unsur olarak addetmeleri yeni arayışlara itmiş ve modernitenin, yani Batı taklitçiliğinin hız kazanmasına zemin hazırlanmış ve muasır medeniyet olarak Batı gösterilmiştir. Osmanlı'da askerî yenilgilerden sonra bu alanda yapılmaya başlanan yenilik/taklitçilik daha sonra devletin bütün kurumlarını kapsayacak şekilde ıslah etme çalışmaları şeklinde ortaya konmuştur. Cumhuriyet dönemi de aynen bu taklitçliği devam ettirmiş, din sadece vicdan meselesi olarak görülmeye başlanmış, toplumsal hayattan din tamamen kaldırılmak istenmiştir. Laik devrimler toplumu dinin etkisinden tamamen kurtarmaya yönelik olarak uygulamaya konmuştur. Toplumu en çok yaralayan inkılaplar; kılık kıyafet üzerinde yapılan yenilikle ve şapka devrimi, harf devrimi ve Türkçe ibadet olmuştur. Cumhuriyet devri redd-i miras yaparak Osmanlı Devletini hatta Selçuklu Devletini bile yok saymış, köklerini başka yerlerde arama girişimlerinde bulunulmuş ama bunda da