Yıllar boyu bundan başka bir şey konuşamaz olmuştuk. O zamana kadar tekdüze bir takım alışkanlıklar içinde geçen günlük yaşantımız, aynı oratak kaygının çevresinde dönmeye başlamıştı birdenbire. Günün İlk ışıklarıyla horozlar ötmeye başladığında, bu saçma olayın gerçekleşmesine yol açan bulunan rastlantılar zincirini sıraya koymaya çalışırken yakalıyordu bizi, bunu da sırları açıklığa kavuşturma kaygısıyla yapmadığımız besbelliydi, içimizden hiçbiri kaderin onun için seçtiği yerinve görevin neler olduğunu kesin olarak bilmeden hayatını sürdürmezdi.
Hayatın yollarında hiç durmadan tarihimizin can sıkıcı cesetlerine takılıp sendeliyoruz. Ama geçmişiyle boğuşmaktan usanan insanlık eğer bir gün geleceğiyle karşılaşsa, onu tanıyabilecek mi ? Kendini onda bulup, onun güçlü ve sıcak bedenine avuçlarını dayayabilecek mi ?