Derken adamlardan biri ceketinin önünü açtı, yeleğinin
üzerindeki kemere asılı bir kılıftan uzun, ince, her
iki tarafı keskin bir kasap bıçağı çıkardı, havaya kaldırdı,
ışıkta ne kadar keskin olduğunu kontrol etti. Sonra karşılıklı
o iğrenç nezaket gösterileri tekrar başladı, adamlardan biri
K. 'nın başının üzerinden bıçağı uzattı, o da K. 'nın üzerinden
diğerine geri uzattı. K. şimdiki görevinin, başının üzerinde
elden ele dolaşan bıçağı alıp kendisine saplamak olduğunu
gayet iyi anlamıştı. Fakat bunu yapmadı, aksine henüz serbest
olan boynunu bir o yana, bir bu yana çevirdi. Tam olarak
kendinden bekleneni yerine getiremiyordu, o son adımı
atmaya cesaret edemiyordu, resmi makamların bütün işini
yapmayacaktı; bu son hatanın sorumluluğunu, bunun için
gerekli olan gücün kalanını onun elinden alan üstlenecekti.
Bir defasında sıradan davalarla bu tür davalar arasındaki avukatlığın farkını çok güzel anlatan bir yazı okumuştum. Orada şöyle deniyordu: Birinde avukat, hayatı pamuk ipliğine bağlı müvekkiline karara kadar eşlik eder, diğerinde avukat müvekkilini sırtına alır ve onu hiç yere indirmeden karara ve hatta ondan sonrasına kadar sırtında taşır.