İzafi vücut hakiki bir asla dayanmış olup, ondan meydana gelen bir varlıktır ki ona, “gölge vücut", "kayıtlı vücut", "mümkün vücut" da denir.
İzafi vücut salt vücut ile salt yokluk arasındadır. Çünkü bir yüzü yokluğa, bir yüzü de vücuda bakar. Bundan dolayı o "salt varsayım"dır. Hakikatte bağımsız bir vücudu yoktur. Belki latif salt vücudun sonradan meydana gelen sıfatı olan kesafet mertebesinden ibarettir. Meselâ buhar mevcut olduğu halde, letafetinin kemâlinden, göz ile idrak olunmaz. Mertebe mertebe yoğunlaştıkça görülebilir olur. İlk yoğunlaşmasında bulut olup göz onu idrak eder; fakat göz kapalıyken bulut içinden geçilse, temas ile hissedilemez. Bulut yoğunlaşıp su olduğunda, bütün duyularla idrak olunur. Su donarak buz olduğunda, yoğunluğunun kemâli en belirgin olur. Eğer buharı hakiki vücut sayar isek, onun bulut, su ve buz suretleri, sonradan meydana gelen sıfatlarından ibaret olur. Ve sonradan meydana gelen sıfatta asıl olan yokluk olduğundan, onlara hakiki vücut sâhibidir denemez. Hakiki vücut, ancak buhar olup, bu suretlerin var olma sebebi olmuş olur. Ve kesilmeksizin olan başkalaşım ve değişimler hakiki vücudun değil, belki sonradan meydana gelen sıfatlarındadır. Çünkü hakiki vücut başkalaşımlardan ve değişimlerden münezzehdir. İşte bu örneğe uygun ve denk olarak senin ve benim ve bütün kesif eşyanın ve hayali suretlerin ve soyut cevherlerin vücutları, hep hakiki vücudun sonradan meydana gelen sıfatlarının değişimlerinden başka bir şey değildirler. Onun için var olan mevcutlara "hayâli suretler" ve "vehmi nefsler" de derler. Bu gölge gibi ve izafi olan mevcutlar, hakiki vücudun delilleri ve alâmetleridir. Nitekim bir yerde bir buz parçası görsek, suyun vücuduna ve aynı şekilde önümüzde bir gölge görsek, arkamızda gölge sahibinin vücuduna delil getiririz.