Türkiye diyordu (…) nedir Türkiye? İçinden kara tren geçen kartpostallardır. Geyikli kilimlerin asıldığı odalardır. Mevlit ve Yasin okunan, üzerine limonata içilen evlerdir. Mevlânâ'nın Mesnevî'sidir Türkiye. Şeyh Harakanî'nin mezarının olduğu topraktır. Saçları üç numaraya vurulmuş arasta işçilerinin efkârıdır Türkiye. Nedir? Neşet Ertaş'ın "Kaşların karasına Leyla" dediği o ablamızdır Türkiye. Nedir? Sezai Karakoç'un inadıdır, o inatta biriken sabrıdır. Yunus Emre'nin ayağını bastığı yerdir Türkiye. Şair Leyla Hanım’ın hüznüdür. Süleymaniye'yi görebildiğin her pencere önüdür. Niyazi Mısri'nin "Derman arardım derdime, derdim bana derman imiş”demesidir..(…) Kerkük türküleridir Türkiye. Burma bileziklerdir. Pilavı ekmekle yiyen mahzun üniversitelilerdir. Refik Halit Karay'ın efkârlı kitaplarıdır Türkiye. Kız kaçıran eski dostlardır. Devran eden dervişlerdir. Necip Fazıl'ın Çile'sidir Türkiye…
Sayfa 131 - Sahi Kitap , 1. Baskı ,Nisan 2026
Moda'daki eve tekrar dönmek üzere konuyu da dağıtmadan araya girip birkaç minik not aktarmak istiyorum: Üsküdar Amerikan Kız Koleji mezunu Halide Edip Adıvar ve Amerikan Columbia Üniversitesi mezunu Ahmet Emin Yalman'ın girişimleri ile Refik Halit Karay, Celal Nuri İleri, Necmettin Sadık, Yunus Nadi Abalıoğlu gibi Osmanlı münevverleri Robert Kolejde bir araya gelerek 4 Ocak 1919'da bir Wilson Prensipleri Cemiyeti'ni kurdular. Kuranların çoğunun Sabetayist olması tesadüf müydü? Herhalde! Peki, İstanbul'da Wilson Prensipleri Cemiyeti'ni kuranlar, gerek ABD gerekse Siyonist politikaları hakkında ne kadar bilgiye sahiptiler? ABD Başkanı W. Wilson Siyonizme yürekten bağlıydı. Özel görüşmelerinde Amerikan Siyonistlerinden bu eğilimini saklamıyordu. Aynen, pek çok Amerikalı gibi dini sebeplerle Siyon'a bağlıydı. "Museviler için Filistin'e barbar Türk'ten koparmak" Efsanesi başkanı da büyülemişti. (Mim Kemal Öke, Kutsal Topraklarda İhanetler, Komplolar, Aldanmalar, 1991, s. 263)
Sayfa 259·Kitabı okudu
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Hilmi Kitabevi en çok gittiğim mekânlardandı. Kitabevi de Halit Ziya Uşaklıgil, Abdülhak Şinasi Hisar, Halit Fahri Ozansoy, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Nahid Sırrı Örik, Haluk Şehsuvaroğlu, Ahmet Refik Altınay gibi yazarların yayıncısıydı. Ayrıca Stefan Zweig, Oscar Wilde, Turgenyev, Voltaire, Tolstoy, Emile Zola gibi yabancı yazarlardan da nitelikli çeviriler neşrediyorlardı.
Sayfa 111 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Osmanlı aydını yalnız İstanbul'u bilir,
Refik Halit Anadolu'ya sürgün edilmeseydi, o güzel Memleket Hikâyeleri'ni yazamazdı. Anadolu'yu o sayede gördü. Osmanlı aydını yalnız İstanbul'u bilir, rahatını sever. Dünyası İstanbul'dan ibarettir. Anadolu'da yaşamayı göze alamaz. Oysa aydınlarımızın görev alma zamanı geldi. Cephede, cephe gerisinde, Anadolu'da aydınlara düşen o kadar çok iş var ki." (Akçura'nın sözleri)
Kuzum Mustafa, sen deli misin?
Yazar Refik Halit Karay, Milli Mücadele'nin başlamasını alayla karşılar: "Bir patırtı, bir gürültü. Beyannameler, telgraflar... Sanki bir şeyler oluyor, bir şeyler olacak... Ayol şuracıkta her işimiz, her kuvvetimiz meydanda. Dört tarafımız açık. Dünya vaziyetimizi biliyor. Hülyanın, blöfün sırası mı? Hangi teşkilat, hangi kuvvet, hangi kahraman? Hülyanın bu derecesine, uydurmasyonun bu şekline ben de dayanamayacağım. Bari kavuklu gibi ben de sorayım: - Kuzum Mustafa, sen deli misin?" Elde avuçta hiçbir şey yokken, emperyalizme, galip devletlere, Yunan ordusuna, Ermenilere, Pontus çetelerine karşı silahlı mücadeleye girişmeyi çılgınlık sayanlar çoktur. Silahsızlandırılmış Türk ordusunun bu tarihteki gücü, o da kâğıt üzerinde, 35-40 bin kişidir. Oysa Türkiye'deki silahlı işgalcilerin sayısı giderek 400.000 kişiyi bulacaktır. Yoksul, bitik Anadolu, 400.000 işgalciyi ve on binlerce silahlı-silahsız haini yenmeyi başaracaktır. Milli Mücadele işte bu mucizenin, bu onurlu, güzel çılgınlığın adıdır.
Refik Halit (karay)sadece sinema tutkunu İstanbulluların değil adeta modernleşmiş insanın tanımını yapar: “ sinema müşterileri hayatın alayişsiz, vak’asız süzülüp gitmesini beğenmiyorlar. Macera merakı kalplerini kemiriyor; perdedeki hikâyelere benzemeyen hakiki hayatın sade güzelliği onlara az geliyor; hak vermiyor, zevcedeşeytani bir cazibe, hafif Meşrebane bir eda olmazsa; kadın kıvrıla kıvrıla gezmeyi, süzüle süzüle konuşmayı, bayıla bayıla sarılmayı beceremiyorsa erkek memnun olamıyor, evine ısınamıyor. Kadınlarsa erkeklerden, romantik bir filmin kahramanının rolünü bekliyorlar. Bunlar olmayınca da bir çok mesele çıkıyor. İstanbul’dan değil Berlin’de yazan Kracauer’e sinemanın müzmin seyircisi doğal dünyadan kopmuş, sinema karanlığında nesneler Dünyası’nın yeniden birleşmesini arayan kişidir. O, yaşamı kaçırmıştır. Sinemaya tutkun olmasının nedeni Beyazperdenin ona verdiği yanı sana duygusudur. Hayatın dolgunluğuna üzerinden aynı hissi yaşar.
Sayfa 178·Kitabı okudu