Ey İnsan! Ölümden Sonrasını Düşündün mü?
Öldükten yaklaşık 30 dakika içerisinde vücutta refleks diye bir şey kalmıyor. Gevşeyen kaslar dolayısıyla ağız ve göz kapakları açık kalıyor. Boşaltım sistemi tamamen gevşiyor, idrar akıntısı olmaya başlıyor. Ölümün gerçekleşmesinden 24 saat sonra vücut çürümeye başlıyor. Solunumun durması bakteriler için işaret oluyor ve çalışmaya başlıyorlar. İlk çürüyen organlar ise göz, beyin, mide ve bağırsaklar. Ceset şişman ise daha çabuk çürürken, tuzlu suda boğulanlar daha geç çürüyor. En geç çürüyen kısımlar ise kalp, mesane ve böbrek. İlk çürüyen yer olan mide ve bağırsaklarda bakteriler yoğun çalıştıkları için hızla gaz ortaya çıkıyor. Bu gaz, karın bölgesinin şişmesine sebep oluyor. Derinin üstü yanık gibi su toplarken, vücutta biriken sülfür yüzünden renk siyaha dönmeye başlıyor. Günden güne şişen karın patlıyor ve göğüs çöküyor. Bu olay “MEZAR ÜSTÜNDEN” duyulabilecek kadar sesli olabiliyor. Ortalama 4 yıl sonra insan tamamen kemik haline dönüşüyor. Güzelliğin, yakışıklılığın, zenginliğin, kibrin, malın mülkün, makamın mevkiin nerede? Yeryüzünde kasıntı bir şekilde gezen, küçük dağları ben yarattım egosuna sahip olan, insanları küçücük beyniyle aşağılamaya çalışan, hayatı statü ve dünyada kazanacağı geçici başarılara odaklayan her kibirlinin sonu budur... Paranın satın aldığı insanların sonu budur. Mevkie gelmek için karakterini satan, çevresini ezen, zulme uğrayan insanların üzerine basarak bir şeyler elde etmeye çalışanların sonu budur… Güzelliğiyle, hayatı boyunca makyaj/süse adanan, cildi kurumasın diye her gün özenle kremlenip yumuşatılan bedenin sonu budur… Hayatını fitness salonlarında ayna karşısında kaslarına bakarak geçiren, tek hedefi vücut büyütüp bununla Instagrama fotoğraf atan kişilerin de sonu budur... Çalışın, başarılı olun, insanlığa fayda verin ama
Hayat ve İnsan
Yönetmen tanıtımı quentin tarantino
`quentin tarantino` amerikan sinemasının en özgün ve etkili yönetmenlerinden biridir. kendine has tarzı, genellikle şiddetli, keskin diyaloglar ve pop kültürüne göndermelerle tanınır. film anlatılarını sıklıkla doğrusal olmayan bir şekilde kurar ve türler arasında geçiş yaparak, klasik sinemaya modern bir bakış açısı getirir. -`pulp fiction`(1994): tarantino'nun en ikonik yapımlarından biri olan pulp fiction, karmaşık anlatı yapısı ve unutulmaz diyaloglarıyla sinema dünyasında devrim yaratmıştır. film, cannes film festivali'nde altın palmiye ödülünü kazanmış ve kült bir klasik haline gelmiştir. appraf.com/title/movie/-748o -`kill bill vol. 1 & 2` (2003-2004): bu iki film, intikam, dövüş sahneleri ve batı kültürüne gönderme yapan bir tarzda birleşir. kill bill, özellikle stilize edilmiş aksiyon sahneleri ve çeşitli sinema türlerine olan göndermeleri ile dikkat çeker. appraf.com/title/movie/-8vnp appraf.com/title/movie/-bz6i - `inglourious basterds` (2009): ii. dünya savaşı'nın alternatif bir anlatımı olan bu film, tarihsel bir arka plana sahip olmasına rağmen, tarantino'nun alışılmadık hikaye anlatım tarzını yansıtır. film, christoph waltz'ın hans landa rolüyle oscar kazanmasını sağlamıştır. appraf.com/title/movie/-8vnp - `django unchained` (2012): bu film, kölelik, intikam ve adalet temalarını işleyen bir western yapımıdır ve tarantino'nun şiddet ve dramatik anlatım biçimini birleştirir. jamie foxx ve leonardo dicaprio'nun performansları övgü almıştır. appraf.com/title/movie/-7k9s `once upon a time in hollywood` (2019): 1960'lar hollywood'una dair nostaljik bir bakış açısı sunan bu film, gerçek yaşamda meydana gelen manson ailesi cinayetlerine göndermeler yaparak, hem bir zaman dilimini hem de sinemanın dönüm
Reklam
Bazı burukluklar bugünün değil, eski zamanların alışkanlığıdır.İnsan hep büyüyerek ilerlemez; bazen geri çekilerek, susarak, kendini küçülterek hayatta kalır.Ben de öyle öğrendim. İstememeyi, anlatmamayı, yük olmamayı… Zamanla bu bir tercih değil sinir sistemime işleyen bir refleks oldu.Kalabalıkların içinde bile kendini geri çeken bir yanım var.Konuşmak yerine susmayı,istemek yerine idare etmeyi seçenBugün içimde hissettiğim şey basit bir kırgınlık değil.Eski düzenin yeni sahnede tekrar etmesi.Değişen hiçbir şey yokmuş gibi aynı hissin yeniden yüzeye çıkması. Şunu net görüyorum artık .Geri çekilmek “olgunluk” diye yutturulan bir hayatta kalma biçimi olabilir.Ve insan ancak kendi içine geri çekildiğinde ne kadar yalnız bırakıldığını fark eder. Ben fark ettim.
Öyle bir dönemdeyiz ki İki yüzlüler sahte gülüşleriyle hayatımızın ortasında. Nankörlük sıradan bir huy, yalan söylemek ise bir refleks olmuş. Yorulduk... Yoruldum... Yorulmadınız mı... İnsanların gözlerinin içine bakarken bile güvenmek imkânsız hale geldi. Sözler başka, niyetler başka. Nankörlük artık bir karakter zafiyeti değil, sıradan bir alışkanlık gibi yaşanıyor. Yapılan iyilikler çabucak unutuluyor, verilen emekler görünmez oluyor. Yalan ise utanılan bir şey olmaktan çıkmış, zor anların savunmasına dönüşmüş. İnsan, en çok da buna yoruluyor aslında. Sürekli tetikte olmaya… Birinin gözlerinin içine bakarken bile “Acaba?” demeye… İçinden geldiği gibi güvenememeye… Samimiyeti tartmak zorunda kalmaya... Bazen ne düşünüyorum biliyor musunuz... Bazen değil artık hep düşünüyorum bunu; Kalbi temiz olan için bu dünya bazen fazla gürültülü, fazla kirli geliyor. Sadece dünya değil insanlar da... Ve sonra kendime dönüyorum. İçimdeki hakikat duygusu; Ben halâ sahiciliği tanıyorum. Bir bakışta içtenliği, bir seste merhameti, bir davranışta karakteri ayırt edebiliyorum. Çünkü samimiyet gürültü yapmaz; bağırmaz, gösteriş yapmaz. Sessizdir ama derindir. Az bulunur ama bulunduğunda insanın içini huzurla doldurur. Bu yüzden belki de kaybetmiş sayılmıyorum. Yalancılardan, samimiyetsizlerden uzaklaştıkça aslında kendime yaklaşıyorum. Nankörlükten uzak durdukça kalbimin kıymetini daha iyi anlıyorum. Herkesi hayatımda tutamamak bir eksiklik değil; kimlerin kalabileceğini öğrenmek bir olgunluk. Gerçek insanlar halâ var. Biliyorum. Abartısız seven, karşılık beklemeden düşünen, arkan dönükken de aynı kalan insanlar…
EDEBİYAT DÜNYASI'NDAN KISA KISA-1 FIKRA-1 SPOR MAKALESİ...
2.TÜRK DÜNYASI YAZARLAR BULUŞMASI ANKARA'DA YAPILACAK... KERİM ÖZBEKLER GAZETECİ-YAZAR-ŞAİR 28-29-30 Haziran 2026 günlerinde, hergün 10.00-18.00 saatleri arasında;Türk Dünyası Yazarlar Birliği Derneği-Hacettepe, Ulucanlar Cezaevi Müzesi Sanat Sokağı, (Mahkum Yemekhanesi) Altındağ-Ankara adresinde, Türk Dünyası 2. Yazarlar Buluşması etkinliği yapılacaktır. Yazar Lokman Gül'ün de iştirak edeceği bu proğramı isteyen herkes ücretsiz olarak izleyebilir. Etkinliği, 2024 yılında kurulan ''Türk Dünyası Yazarlar Birliği Derneği'' yöneticileri organize etmiştir. **************************************************************************************************** SİVAS KATLİAMININ 33.YILINDA VEFAT EDEN 33 YAZAR-ŞAİR ANKARA'DA YAPILACAK BİR ŞİİR ŞÖLENİ İLE 33 ŞAİR TARAFINDAN ANILACAK... KERİM ÖZBEKLER GAZETECİ-YAZAR-ŞAİR 1 Temmuz 2026 Çarşamba günü, saat.19.00'da;Çankaya Belediyesi Yılmaz Güney Sahnesi (Maltepe Camii Karşısı) Ankara adresinde, Sivas katliamının 33.yılında 33 şairle birlikte katliamda vefat eden 33 kişi şiirlerle anılacaktır. Proğramda sahneye çıkıp şiir okuyacak olan şairlerin isimleri aşağıdaki şekildedir. Ozan Tesiri Abbas Koluaçık-Abbas Yurt-Ali Avcı-Ali Baştuğ-Barış Özcan-Can Yoldaşı Tolga Köksal-Çetin Gül-Dost Sadık Sadık Koca-Engin Yıldırım-Ozan Zari Ercan Uğur-Etem Karagülle-Fevzi Balkız-Hürmetli Fevzi Şahin-Gülseren Kılıç-Gülşani Hüseyin Parlak-Gürbüz Özçelik-Hakan Erol-Halil Efe Alpay-Mecnun Sayılır-Mehmet Kundak-Mesut Mutluer-Murat Gültekin-Muzaffer Şahin-Nimet Yıldız-Süleyman Özönen-Tekiner Aksoy-Tevrizi Tevriz Çiçek-Umut Yurdusar-Yusuf Yılmaz-Zahide Özkan Karakuş. Etkinlik Anadolu Halk Ozanları Kültür ve Dayanışma Derneği (ANDER)-Halk Ozanları Kültür Derneği (OZANDER) ve Tüm Ozanlar Yorumcular Derneği (TOY) yöneticileri tarafından organize
Şimdi bu adam gerçekten benim sevgilim mi?
63. BÖLÜM 🌹İnci🌹 Güneşin henüz doğmadığı, sabahın huzurlu sessizliğinde, her zamanki o tatlı rutinle araladım gözlerimi. Artık bir alışkanlık, bir refleks olmuştu; telefonumun ekranındaki o ismi görmeden güne başlayamıyordum. Adını gördüğüm an, yüzümde benden bağımsız, kendiliğinden yeşeren tebessümle karşıladım sabahı. Uyandığında aklına düşen ilk şeyin ben olmam, gece ben daha uykuya teslim olmadan "iyi geceler" mesajının gelmesi... Bir kadın için ne büyük bir lüksmüş meğer böylesine düşünülmek. "Sana da günaydın sevgilim..." Parmaklarım ekranda dans ederken mesajı çoktan yollamıştım bile. Dünden biliyordu bugünkü telaşımı; o yüzden her zamanki gibi hemen arayıp sesimi duymak yerine, nazik bir geri çekilmeyle yetindi: "Kendini fazla yorma, iyi işler inci tanem." Mutfağa geçip tost makinesinin başına geçtiğimde hala yüzümde aptal ama mutlu gülümseme vardı. "Anlaştık..." yazıp yanına bir göz kırpma emojisi ekledim. Tost ekmeğinin kokusu mutfağa yayılırken, zihnimde hala aynı soru yankılanıyordu: Şimdi bu adam gerçekten benim sevgilim mi? İnanması güç, bir o kadar da büyüleyici. Hangi ara bu kadar biz olduk hala çözebilmiş değilim ama bu büyünün bozulmasından, bu rüyanın bitmesinden ölesiye korkuyorum. Tostu kaptığım gibi peçeteye sarıp kabanımı üzerime geçirdim. Evden bir hışım çıkıp arabaya atladığımda, dışarıdaki hava durumunun pek de iç açıcı olmadığını fark ettim. Diğer kadınlar trafikte aynaya bakıp ruj tazelerken, ben bir yandan direksiyon sallıyor, bir yandan da hayatta kalma savaşımın bir parçası olan tostumu mideye indiriyordum. Çünkü uykusuz ve aç bir İnci, etrafındaki herkes için potansiyel bir tehlike demekti; kendimi de çevremdekileri de korumam gerekiyordu. Düğün alanına yaklaştıkça, gökyüzündeki o
1000Kitap
Reklam
Reklam