Kendimi aynen karanlık bir odada uzun bir süre kaldıktan sonra perdelerin açılıp parlak güneş ışığının odaya dolmasıyla bir an için körleşip sendeleyen bir insan gibi hissediyordum.
Gerçek bir beraberliğin bir elektrik şalteri gibi istenildiğinde açılıp kapanmayacağını, başka birinin kaderinde rol oynamanın kendi özgürlüğünden de fedakarlık etmek anlamına geldiğini anlamaya başlıyordum.
Bir mum yanıyordu bir evin bir odasında
O evde bir de kedi vardı.
Geceler indiğinde kendi havasında
Mum yanar, kedi de oynardı.
Mumun yandığı gecelerden birinde
Kedi oyunlarına daldı.
Oyun arayan gözlerinde
Mumun alevi yandı,
Baktı,
Mumun titrek alevinde
Oyuna çağıran bir hava vardı.
Oyunlarını büyüten kedi büyüdü
Kendi türünde çocukcasına,
Döndü dolaştı, yavaş yavaş yürüdü
Geldi mumun yanına, oyuncakcasına.
Bir baktı, bir daha, bir daha baktı
Mumun alevinin dalgalanmasına
Uzandı bir el attı.
Bıyıklarını yaktırmadan anlamayacaktı..
İlk kez gördüğü mumun yakmasına
İnanmayacaktı.
Kedi, oyunlarında büyüyordu,
Mum, üşüyordu yanmalarında.
Zaman ikili yürüyordu
Aralarında.
Bir ayrışım görünüyordu
Birinin yanmalarında
Kitap güzel başladı güzel devam etti ama sonundan çok emin olamadım. Tabii ki spoiler vermeyeceğim. Kitabı okurken en çok hoşuma giden şey ise kitabın kendi hayatımın geçtiği çevreyi anlatması. Kolej-kurtuluş-incesu buralarda biz de çok sene yedik bitirdik, çok şükür müptezel olmadık tabii :) Öyle aforizma falan kasma yok kitapta, neyse onu yazmış. Ayrıca küfür sevmeyen okuyucular çok bulaşmasın :)