Bu kitap aslında günlük hayatta duyduğumuz, bildiğimiz "Hepsi Amerika'nın Oyunu" deyişlerinden ibaret. Bununla birlikte kapitalizmin öyle 1 günde var olmadığını arkasında günlük hayatımıza nasıl ve kimler tarafından sokulduğunu gösteriyor. Bilmediğim şeyler miydi? Hayır. Okuduğum için memnun muyum? Evet. Çünkü bunları bana hatırlatmış oldu, bir uyanış gerçekleştirdi. Tüm o market kataloglarına bakıp, yılbaşı süslerine bakıp " aa çok güzeller, ışık istiyorum, ağaç, peluş oyuncak" almalıyım, almalıyım, almalıyım demelerinin yerini, bunların üretimi esnasında çalışan, günde 10 saatini 5 dolar kazanmaya harcayan insanları görmek aldı. Ve işin en kötü tarafı hepimiz bunun parçasıyız, ister kurumsal şirkette iyi kazanan mühendis ol, ister işçi haklarının olmadığı bir fabrikada saçma bir işin olsun, ister markette kasiyer ol herkes bunun parçası, hedefimiz aç kalmamak ve bazılarının hedefi daha çok satın alım yapmak. Bana iyi maaş verin, evim, arabam olsun Amerika'dakiler gibi yaşayayım mantığı bizi bu yola soktu. Trendyol, hepsiburada, zincir marketler "SATIN AL, ALIŞVERİŞ YAP" diye günlük hayatımızın bu kadar içindeyken bir şeyi gözden kaçırıyoruz, biz onların var olmasının sebebiyiz. Herkes durup bir dakika düşünse dese ki "Ben neden penguenli kupa istiyorum? Ben neden 15 farklı renkte çeşitlilikte kıyafet alıyorum? Ben neden Iphone istiyorum?"
Bunlar aslında Amerika gibi olma isteğinden geliyor.
Bütün ülkeler Amerika gibi olsaydı ancak o zaman mı "Ya bu kadar çeşide gerek var mı ya neden bu kadar üretim yapıyoruz, her ürün için tek marka yaratalım, tek devlet olalım, ihtiyaca göre üretim yapalım, saçma şeyler üretmeyelim, her yer karbondioksit oldu, su kalmadı , petrol zaten bitti, eskisi gibi sömürülecek ülke de yok, gezegen var mı gezegen?" denilecek?