Evet, Kevok yürüyecek. Şimdi yürüdüğü için mutlu. Bu sefer arkadaşı yürüyemediği için üzgün. Bu kadar yürüyüşten sonra şuurunu kaybediyor şimdi. Hayır şuurunu kaybetmiyor da, uyku bastırıyor. Gece başlamış. Geceleyin uyunur! Kevok uyuyacak. Hayır, yürüyecek o. Kevok yere eğilip bir avuç kar alarak yüzünü siliyor. Soluğu açılıyor biraz. Ama ya ayakları? Neden ayakları uyuşmuş böyle? Neden ayakları kımıldamıyor şimdi? Kevok yürüyecek, yürümesi lazım. Ama ayakları gitmiyor, kesilmiş gibi, onunla değillermiş gibi. Kevok ayaklara söz geçiremiyor artık. Giysileri de demirden yapılmış gibi ağır şimdi. Her yandan Kevok'un üstüne üstüne gelen bu ağırlıklar da neyin nesi? Hayır, gayret etmek lazım, "Ha gayret Kevok, ha gayret," diyor. Ama uyku bastırıyor. Gözlerini uyku sarıyor. Gözleri kapalı, uyuyarak da yürüyebilir. Gayret... Düşüyor, karın içine devrilip hareketsiz kalıyor. Uykusu var, narin, nazlı, yumuşacık, tatlı uyku. Ama bir sesle uyanıyor Kevok. "Kevok, Kevok uyan!.." Renas bu. Kevok, gözleri açık şekilde başında duran Renas'a bakıyor. Renas bu, yolları tanıyan bu, yolları bilen bu. Kevok kadar acemi olmayan Renas. Kevok gülerek gözlerini kapatıyor yine. "Kalk Kevok!" Kevok tanıyor Renas'ın sesini, gözlerini açıyor yine. Gözlerini açtığı anda Renas sert bir tokat atıyor, "Kalk," diyor. Bir tokat, bir tokat daha. Kevok kendine geliyor biraz, "Siz gidin," diyor, uykum var, siz gidin." Renas iki tokat atıyor ona, sonra omuzlarından tutup sarsıyor. Sonra sırtım dönüp çöküyor, iki eliyle tutup sırtına atıyor.