"Beni ateşin yanına götürün," diyor Kevok, tane tane, ağır ağır. "Olmaz," diyor biri. Komutan bu, şimdi o da çıkıp gelmiş oraya, "Aferin sana Kevok, sınavı gerçekten de üstün başarıyla verdin!.. Ama ateşten uzak durmalısın." Renas elinde derin ve karla dolu bir bakraçla Kevok'un başucuna gelip duruyor. "Bir süre sonra hiçbir şeyin kalmayacak," diyor Renas gülerek, sonra geçip Kevok'un ayakkabılarını çıkarıyor. Yün çoraplarını çıkarıyor, şepikin paçalarını dizlerine kadar çıkarıyor ve ayaklarını karla ovmaya başlıyor. Görülmemiş bir hararet kaplıyor içini. Ağlamak, haykırmak istiyor. Ölmek istiyor. Dudaklarını ısırıyor, bütün gücüyle dişlerinin arasında çiğniyor. Kan içinde kalıyor dudakları. Yemek borusu kanla doluyor. Ovma uzunca bir süre devam ediyor. Sonra Rgnas, Kevok'un ayaklarını su dolu bir bakraca sokup yavaş yavaş ovuyor kalın parmaklarıyla. Renas kadim bir stran okuyarak uzun uzun ovuyor ayaklarını. Renas'ın iyi duyamadığı sözleri uykusunu getiriyor Kevok'un, yumuşacık bir uykuya dalıyor.
Alıntı
Evet, Kevok yürüyecek. Şimdi yürüdüğü için mutlu. Bu sefer arkadaşı yürüyemediği için üzgün. Bu kadar yürüyüşten sonra şuurunu kaybediyor şimdi. Hayır şuurunu kaybetmiyor da, uyku bastırıyor. Gece başlamış. Geceleyin uyunur! Kevok uyuyacak. Hayır, yürüyecek o. Kevok yere eğilip bir avuç kar alarak yüzünü siliyor. Soluğu açılıyor biraz. Ama ya ayakları? Neden ayakları uyuşmuş böyle? Neden ayakları kımıldamıyor şimdi? Kevok yürüyecek, yürümesi lazım. Ama ayakları gitmiyor, kesilmiş gibi, onunla değillermiş gibi. Kevok ayaklara söz geçiremiyor artık. Giysileri de demirden yapılmış gibi ağır şimdi. Her yandan Kevok'un üstüne üstüne gelen bu ağırlıklar da neyin nesi? Hayır, gayret etmek lazım, "Ha gayret Kevok, ha gayret," diyor. Ama uyku bastırıyor. Gözlerini uyku sarıyor. Gözleri kapalı, uyuyarak da yürüyebilir. Gayret... Düşüyor, karın içine devrilip hareketsiz kalıyor. Uykusu var, narin, nazlı, yumuşacık, tatlı uyku. Ama bir sesle uyanıyor Kevok. "Kevok, Kevok uyan!.." Renas bu. Kevok, gözleri açık şekilde başında duran Renas'a bakıyor. Renas bu, yolları tanıyan bu, yolları bilen bu. Kevok kadar acemi olmayan Renas. Kevok gülerek gözlerini kapatıyor yine. "Kalk Kevok!" Kevok tanıyor Renas'ın sesini, gözlerini açıyor yine. Gözlerini açtığı anda Renas sert bir tokat atıyor, "Kalk," diyor. Bir tokat, bir tokat daha. Kevok kendine geliyor biraz, "Siz gidin," diyor, uykum var, siz gidin." Renas iki tokat atıyor ona, sonra omuzlarından tutup sarsıyor. Sonra sırtım dönüp çöküyor, iki eliyle tutup sırtına atıyor.
Alıntı
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
belê, me baş zanîbû, lê belê, wan nizanîbû ku şûrê me yê azadiyê her ku diçû bi êşan tûjtir dibû!...
Kurdî
di binê bîreke birîndar û bêbinî de ti kes nikare biqasî te xweşik bigirî û binale jî.
Kurdî
Li rewşeke wiha bifikire ku "onbaşî" yên xelkê ji "qral"ê te bêtir xatir dibînin. Ez bi taybetî peyva "onbaşî" bi kar tînim, ji ber ku di lûxata tirkî de jî heye, jixwe ji wê hiyerarşiyê tê. Em serdestên xwe yên ku di pozîsyona onbaşiyan de ne, ji xwe re dikin qral. Gava em mamoste, helbestkar, hunermend, siyasetmedar çav li onbaşiyekî serdest dikevin em dev ji qralê xwe yê wek Mîr Celadet berdidin û ji bo wan onbaşiyan dê weledê xwe diavêjin. Bifikire yekî wek Celadet Bedirxan -xebatên wî yên rewşenbîrî bide aliyekî- ku mîr/prens bû û heke karê wî li hev bihata wê bibûya qral, em dev jê berdidin û derin xulamtiyê ji onbaşiyên serdestê xwe re dikin ku kes nizane bezê bin guhê bavê wan ji kû ye. Dev ji çêkirina peykerekî wî berde, em hîn nikarin biqasî onbaşiyekî serdest xatir bidinê. Ev xezebek e!..
Kurdî
Dinya wek em tune bin dîzayn bûye, ez dipirsim, "Heger em tune bin em çawa tên kuştin?
Kurdî