“Ara sıra -uzun gurbet yıllarında- birbirimize misafir olduğumuz zaman teselliyi yemekte arardık. Filozofla bana ve ailelerimize gelince, biz zaten çoktan beri mutfak sırlarına ermiş mutlu ve becerikli insanlardık. Buluştuk mu, döner dolaşır, söz yemek bahsine gelir, en neşeli ve hareketli toplantı odamız ocak başı olurdu. Şimdi uzakta kalan ve karışık bir rüyaya dönen o günleri düşünüp çeşitli sahneleri hatırdan geçirirken Rıza Tevfik'i mutfakta, iri bir tencereye eğilmiş, elinde tokmak, keşkek döver vaziyette görüyorum (...) Gurbetteki yemek odası, İstanbul'un bir köşesine dönerdi.
Sanırdım ki pencereden bakıverince karşımda Erenköy sırtlarından Adalar'ı yahut Şehzadebaşı'ndaki evden yangın kulesini ve tepesine asılı bayrağı göreceğim."
Bahadır
@rengigul
·
Ah, bizdeki yemek kitapları! Her muhar- ririn, roman gibi, içtimai tetkik veya felsefi etüt gibi bir gayesi vardır; can atıp da bir türlü başaramadığı sevgili gayesi... Benimki de -söylemesi belki ayıp- bir yemek kitabıdır.
Bir yemek kitabı ki, asırlarca sofralarımızda saltanat sürmüş ve bizi hayatın dört tadından en mühimine kandırmış olan haşmetli yemeklerimizin bir "Şehname"sini teşkil etsin!
“Bir tarhana çorbası pişirseniz..."
Ve babamın böyle söylediği karlı kış sabahının öğlesinde, sofraya o çorba konurdu.
İstanbul tarhanadan yüz çevirmeye başladı. Neden? Ev kadını, ev kileri, ev sevgisi, ev yemekleri merakı azaldığı için... Analarımız, yaz ortasında karakışı düşünürlerdi; kışın, ılık dumanı ile odanın havasını süsleyerek, sofranın keyfini getirecek olan tarhana çorbasını ta yazdan hazırlamaya koyulurlardı. Çocukluğumdaki tarhana hazırlıkları hâlâ gözümün önünde ve tertemiz. Amerikan bezleri üzerine parça parça dizilip güneşte kurutulan taze tarhananın mayalanmış ekşimtırak kokusu hâlâ genzimde duruyor!
20. Bölüm de- KARAKIŞTA ÖZ TÜRK YEMEKLERİ·Kitabı okudu
Enderunî şair (Kendi şiirine herkesten evvel kendisi hayran, besteler gibi ahenkle okur):
Gördüm ol meh dûşuna bir şal atıl lâhûrdan
Gül yanaklar üstüne yaşmak tutunmuş nûrdan.