1983’te dört itfaiyeci bir anda ortadan kayboluyor. Yıllar sonra, 1989’da, bir hastanenin acil servisinde ortaya çıkıyorlar. Zihinleri karmakarışık, anlattıkları ise korkunç: Gözlerinin önünde insanlar yakılmış… Ama ortada ne bir yangın izi var, ne de olaya şahit olan biri.
Olayın peşine düşen bir gazeteci, Joliet Hapishanesi’nde yatan Jason’la röportaj yapmaya karar veriyor. Jason’un hikâyesi, sıradan bir “kahraman” hikâyesinden çok uzak. Çocukken yaşadığı kayıplar, yetimhanede büyümesi, adalet duygusunu yitirmemek için verdiği çaba… İnsanlar ona yardımseverliği yüzünden “Süper Çocuk” diyor.
Ama hayat acımasız. Önce bir kazada çocuğunu kaybediyor. Ardından çıkan yangında eşi ve diğer çocukları hayatını yitiriyor. Bu noktadan sonra Jason değişiyor. Adalet sisteminden umudunu kesiyor ve “Yanık Göz” olarak anılan, öfkesini intikama dönüştüren birine dönüşüyor. Yıllar içinde bu öfkesini daha kontrollü, stratejik bir güce çeviriyor; artık “Genç Nolan” kimliğiyle tanınıyor.
Gazeteciyle yaptığı görüşmede, geçmişin bütün sırları yavaş yavaş açığa çıkıyor. Jason’un kim olduğu, ne yaşadığı ve gerçekten neyi amaçladığı netleşiyor. Kitabın sonunda gelen ters köşe ise hem Jason’a hem de bütün hikâyeye bakışını altüst ediyor.
Bu, travmalardan doğan bir kahramanlık hikâyesi değil; acının ve kaybın bir insanı nasıl bambaşka birine dönüştürdüğünün hikâyesi.