Yolculuk etmek ulusalcı, Avrupamerkezci, dar misyoner zihniyetinden ziyade açık, merkezsiz, kozmopolit ve etnolojik bir iradeyi gerektirir. Turist karşılaştırır, gezgin ayırır. Turist bir medeniyetin erimi dâhilinde kalır, bir kültürü hafifçe okşar ve köpüğünü hisseder; bir düşünceye bağlanmış bir seyirci, kendi köklerinin bir militanı olarak uzaktan, gölgelerine dokunur. Gezgin ise, öngörmeden, bağımsız bir seyirci olarak meçhul bir dünyaya girmeyi dener, ne gülmektir derdi ne ağlamak, ne yargılamak peşindedir ne de mahkûm etmek, ne suçunu bağışlamaktır niyeti ne de aforoz etmek, o içeriden kavramak, yani etimoloji itibarıyla anlamak arzusundadır. Kıyaslamacı hep turisti belirtir, anatomist ise gezgine işaret eder.
Üstü örtülmüş bir masumluğun yaratımına katkıda bulunmak için, demek ki bir ülkeye orada basmakalıp sözlerin öğrettiklerini bulmak için gitmekten sakınmak gerekir.