Resul Alperen

Bana "içimin derinliğinde" ne olduğum sorulduğunda, bunda herkesin "içinin derinliğinde" ağır basan tek bir aidiyetin, bir bakıma "kişinin derin gerçekliğinin" doğarken edediyen belirlenen ve artık değişmeyecek olan "öz"ünün var olduğu inanışı yatıyor; sanki geri kalanın, bütün geri kalanın -özgür insan olarak katettiği yolun, benimsediğini inanışların, tercihlerin, kendini özel duygusallığının, yakınlıklarının sonuçta yaşamının- hiçbir önemi yokmuş gibi. Her birimiz, itildiğimiz, bize yasaklanan ya da tuzaklar kurulan yollar arasından kendine bir yol açmak zorunda; birdenbire kendimiz olamayız, ne olduğumuzun "bilincine varmakla" yetinmeyiz, neysek o oluruz; kimliğimizin "bilincine varmakla" yetinmeyiz, onu adım adım kazanırız.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Burjuva çağı boyunca tinin özerkliği fikrine, tinin kendine yönelik tepkisel horgörüsü eşlik etmiştir. Kendisinin denetlediği varoluşun yapısının, kendi kavramındaki özgürlük açımlamasını yasaklıyor oluşunu affedemez. Görecilik bunun felsefi ifadesidir; herhangi bir dogmatik mutlakçılığın ona karşı göreve çağrılmasına gerek yoktur, zaten kendi darboğazının ispatıyla çökecektir. Görecilik ne kadar ilerici bir tutum takınmak istese de hep gericiliğe eşlik etmiş, daha sofizmde bile baskın çıkarların emrine amade olmuştur. Göreciliğe müdahale edebilecek tek eleştiri olumsuzlama paradigmasıdır.
Umutsuzlukta hep bir dönüşsüzlük vurgusu bulunur; ama durum düzelemeyecek olduğu için değildir bu, çürüyüş geçmişi de kendi girdabına çektiği içindir. Öyleyse geçmişi şimdinin çamurlu akıntısının dışında tutmaya çalışmak da aptalca bir duygusallık olur. Geçmişin tek umudu, yıkıma savunmasızca maruz kaldıktan sonra, onun içinden farklı bir şey olarak çıkma olasılığıdır. Ama umutsuz ölen kişi bütün ömrünü boşuna yaşamıştır.
Geçmişin tek umudu, yıkıma savunmasızca maruz kaldıktan sonra, onun içinden farklı bir şey olarak çıkma olasılığıdır. Ama umutsuz ölen kişi bütün ömrünü boşuna yaşamıştır.
Bir kişinin karakteri konusunda çoğu zaman salt duygusal bir izlenime kapılırız.Bazen düpedüz bilinçsiz olarak bir insanın davranışından birtakım sonuçlar çıkarır, bu konuda o kadar ileri gideriz ki, tutumumuzu söz konusu sonuçlara dayanarak belirleriz. Buradaki açıklamalarımızla, bilinçaltında geçen bir olayı, bilinçaltına aktarmaktan ve böylece yanılma korkusuna kapılmaksızın bir yargıya varılmasını sağlamaktan başka bir şey yapmayız. Olayın bilinçaltında geçmesi durumunda, önyargılar bizi çok daha kolay yanıltabilir; çünkü bilinçaltını denetleyemez, düzeltmelerde bulunamayız. Bir kez daha şunu belirtelim ki, karakter konusunda bir yargıya varırken her zaman insanı bütün olarak göz önünde tutmamız gerekir; bütünden koparıp alınan öğelerin, örneğin salt çevrenin, salt bedensel etkenin ya da salt eğitimin incelenmesi bunun için yeterli sayılamaz. İnsanı bütün olarak ele alma, bizi bir karabasandan kurtaracak, esenliğe çıkaracaktır.