Puan vermedi·192 syf.·
2023 12. kitabı
“Millî Şair”imiz Mehmet Emin Yurdakul hakkında beylik birkaç söz, birkaç şiir haricinde ne biliriz? 14 Ocak 1944 tarihinde İstanbul’da öldüğünde Türk gençliğine ne bıraktı? Bu konuda kendimi eksik hissettiğim için çok seneler önce baskı yüzü gören Türk Sazı eserinin pdf'sini bulunca derhal okumak ve internette pek de bulunmayan bu şiirleri burada paylaşarak ileride araştırma yapacak olanlara yardımcı olmak istedim. Esere ve şaire dair kanaatlerime gelecek olursak; Mehmet Emin Yurdakul hisli fakat zayıf bir şair. Onun şiirlerinin bence kayda değer tek yanı halkın anlayabileceği sade bir Türkçe ile milli hisleri okşayacak şekilde yazılmış olmasıdır. Kıymeti şiirinin mükemmelliğinden değil bu alanda ilklerden oluşundandır. Böyle söylüyorum diye bütün şiirleri zayıftır hükmüne varılmasın henüz lise yıllarımda fark etmeden ezberlediğim bir şiiri vardır ki şarkısı da çok hoştur: Ey Türk vur, vatanın bakirlerine, Günahkar gömleği biçenleri vur; Kemikten taslarla şarap yerine Şehitler kanını içenleri vur! Vur, güzel aşıklar cenazesinden Kırmızı meşaleler yakanları vur! Şehvetin raksına yetim sesinden Besteler, şarkılar yapanları vur! Dahası da var ama hepsini yazmaya gerek yok. Dikkat edilirse onun şiirinde yalnızca hamaset yok, şehitlerin kıymet görmeyen çocukları, topraksızlar, yetimler, yoksullar, garipler bütün ezilenler, horlananlar onda bir çığlıktır. Bu yönünü çok severim, milliyetçiliği insaniyetçiliğini gölgelemez birbirine perçinler zaten şiirleriyle hakkıyla okunursa bu gerçek hemen anlaşılır: "Mazlumların intikamını almak için doğmuşum" derken şiirin genelinde milliyetçi bir nizam-ı alem göze çarparken, milliyet ismi verilmeksizin horlananları kurtarmak güdüsü de hemen anlaşılır. Ayrıca dikkat çekici bir diğer husus onun Martin Luther'e, Gutenberg'e, Colomb'a
Türk SazıMehmet Emin Yurdakul · Atlas Kitabevi · 1979106 okunma
"La vie est un sommeil, l'amour en est le réve."
7/10
·335 syf.··
2022 22. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 04 Aralık 2022 23:13
Sarah Jio'nun, kitaplarında bir aile gizemi çözmesi ve geçmişe dönüp olayları bir de birinci kişinin ağzından anlatması hoşuma gidiyor. Bu yüzden romantik kitaplar okumayı sevmesem de Sarah Jio'nun kitaplarını okumayı seviyorum. Her ne kadar Böğürtlen Kışı ya da Mart Menekşeleri kadar başarılı bulamasam da bu kitabı da güzeldi. Yine aynı şekilde 1940'larda olay geçiyor ama bu sefer Fransa'da. Nazi baskısıyla harmanlanmış güzel ve acı bir aşk hikayesi işlenmiş kitaba. Çok akıcı ve başarılıydı.
Paris'ten ÇiçeklerleSarah Jio · Pena Yayınları · 20184,792 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
8/10
·520 syf.··
2019 6. kitabı
"la vie est bréve - hayat kısacık.. un pen de reve - azıcık hayal, un oen d'amour - sevgi, azıcık.. et puis bonjour - derken merhaba... la vie est vaine - hayat anlamsız.. un pen de peine - biraz ıstırap un pen d'espair - ve umut yalnız et puis bonsoir - derken elveda..." Mustafa Kemal Atatürk
Mustafa KemalYılmaz Özdil · Kırmızı Kedi Yayınevi · 201815,7bin okunma
9/10
·128 syf.··
2017 96. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 26 Ekim 2017 01:48
Yine bir gece ve ben yine Sezai Karakoç şiirleri okudum, Hızırla Kırk Saat. "yak yıldızlarını ayını ey kutlu gece bir kurban gibi yeniden başlamak gerekiyor işe" Bir şiir 40 bölüm ya da 40 şiir, Hızırla bir tarih yolculuğu, manevi bir yolculuk. Sezai Karakoç'un "çile" diye adlandırabileceğimiz kırk günün sonunda ve Hızır'la arkadaşlığı neticesinde ortaya çıkan şiiri, bir manifesto hüviyetindedir. Karakoç bu şiiriyle beraber epope tarzı uzun şiirler yazmaya başlıyor. Daha önceki iki şiir kitabındaki şiirleri İkinci Yeni çizgisinde olan Karakoç, Hızırla Kırk Saat ile yeni şiir anlayışına geçiyor. Üstad Edebiyat Yazıları III Eğik Ehramlar kitabında bu kitabı nasıl yazdığını şöyle anlatıyor: "Hızırla Kırk Saat adlı, kırk bölümlü şiirimi 1967 yılı mayıs ve haziran aylarında, Yenikapı’da, deniz kenarında, kayalıklar arasındaki bir kır kahvesinde yazdım. Aşağı yukarı kırk gün, akşamüzeri, bir iki saat, orda, deniz dalgalarının kıyıya çarpma seslerini dinleyerek ve her seferinde şiirin bir bölümünü yazarak kitabı tamamladım. Zaten, bu yüzdendir ki, şiire, Hızırla Kırk Saat ismini verdim: Sanki orada Hızır’a randevu vermiştim de, her gidişimde, bu randevunun verimi ve armağanı olarak bir bölümle döndüm. O zamanlar, deniz, İstanbul’da, şehir içinde de tertemizdi. Yenikapı, sahil olarak uğranılan bir yerdi. Sahil yolunun altında, kayalar arasında bir kahve vardı. Deniz kıyısına minderler konmuştu. İsteyen mindere oturuyor, isteyen hasır iskemleye, yer iskemlesine. Sadece çay veriliyordu gelenlere. Şehir arkada, deniz önde, tüm ilhamlara açık, berrak suları ayna ve hafif şıpırtılarını çağrışım müziği gibi hissederek şiirimin gelişini bekliyordum her gittiğimde. Yine bir gün, bir bölüm şiir yazıp, akşam karanlığı çökmeden Beyazıt’a doğru dimdik olan Kadırga yokuşundan çıkıyordum.
Edebiyat
Hızırla Kırk Saat - Şiirler IIISezai Karakoç · Diriliş Yayınları · 19672,671 okunma