Yine bir gece ve ben yine Sezai Karakoç şiirleri okudum, Hızırla Kırk Saat.
"yak yıldızlarını ayını ey kutlu gece
bir kurban gibi yeniden başlamak gerekiyor işe"
Bir şiir 40 bölüm ya da 40 şiir, Hızırla bir tarih yolculuğu, manevi bir yolculuk. Sezai Karakoç'un "çile" diye adlandırabileceğimiz kırk günün sonunda ve Hızır'la arkadaşlığı neticesinde ortaya çıkan şiiri, bir manifesto hüviyetindedir. Karakoç bu şiiriyle beraber epope tarzı uzun şiirler yazmaya başlıyor. Daha önceki iki şiir kitabındaki şiirleri İkinci Yeni çizgisinde olan Karakoç, Hızırla Kırk Saat ile yeni şiir anlayışına geçiyor.
Üstad Edebiyat Yazıları III Eğik Ehramlar kitabında bu kitabı nasıl yazdığını şöyle anlatıyor:
"Hızırla Kırk Saat adlı, kırk bölümlü şiirimi 1967 yılı mayıs ve haziran aylarında, Yenikapı’da, deniz kenarında, kayalıklar arasındaki bir kır kahvesinde yazdım. Aşağı yukarı kırk gün, akşamüzeri, bir iki saat, orda, deniz dalgalarının kıyıya çarpma seslerini dinleyerek ve her seferinde şiirin bir bölümünü yazarak kitabı tamamladım. Zaten, bu yüzdendir ki, şiire, Hızırla Kırk Saat ismini verdim: Sanki orada Hızır’a randevu vermiştim de, her gidişimde, bu randevunun verimi ve armağanı olarak bir bölümle döndüm.
O zamanlar, deniz, İstanbul’da, şehir içinde de tertemizdi. Yenikapı, sahil olarak uğranılan bir yerdi. Sahil yolunun altında, kayalar arasında bir kahve vardı. Deniz kıyısına minderler konmuştu. İsteyen mindere oturuyor, isteyen hasır iskemleye, yer iskemlesine. Sadece çay veriliyordu gelenlere. Şehir arkada, deniz önde, tüm ilhamlara açık, berrak suları ayna ve hafif şıpırtılarını çağrışım müziği gibi hissederek şiirimin gelişini bekliyordum her gittiğimde.
Yine bir gün, bir bölüm şiir yazıp, akşam karanlığı çökmeden Beyazıt’a doğru dimdik olan Kadırga yokuşundan çıkıyordum.