Bir kadının hikayesini okumak her zaman sarsıcıdır. Çünkü bir kadın sadece görünmek için, duyulmak için ses çıkarır. Çünkü buna mecbur bırakılır. Çünkü bunu yaşamak zorunda kalır. İşte Firdevs de öyle. Bu kadınlardan sadece bir tanesi.
2. Dünya savaşını konu alan ve beni bu kadar çok etkileyen ikinci kitaptı Bülbül.
2 kardeşin Nazilerin Fransa’ya gelmesiyle beraber yaşamlarındaki değişimleri derin ve çarpıcı bir tarzda anlatan bir eser. Iz okuduğu kitapların da etkisiyle hep bir savaş kahramanı olmak istemişti. Ne yazık ki bu sadece bir istek olarak kalmıyor ve hayat onları ikinci bir dünya savaşının ortasına atıyor. Isabella bu süreçte gerçekten de bir savaş kahramanı olur. Ablası Viann ise Nazi kamplarında esir tutulan kocasını beklemeyi seçer. Fakat hayat onu da diğer “bülbüller” gibi savaşmak, direnmek zorunda bırakır. Tabiatına uymasa da, korkusu ağır bassa da onun da damarlarında bir bülbülün kanı dolaşıyordu.
Kitabın son satırlarını okurken keşke bunları Iz anlatıyor olsaydı desemde yine de gözyaşlarımın akmasına mani olamadığım bende derin izler bırakan bir eser oldu. Şimdiden okuyacaklara iyi okumalar dilerim…