Ben mitolojik kurgu okumaya Madeline Miller ile başladım, şimdi okumaktan en keyif aldığım alan diyebilirim. Galateia ise yine aynı kişiden enfes bir mitolojik kurgu... Yazarın üslubunu ilk kez Ben Kirke romanında tanımıştım, bu eserinde de büyüledi. Üslubun yanı sıra eserdeki illüstrasyonlar da okuru pek bir mest etmekte, kahramanlar gözlerde somutlaşıp hayat bulmakta.
Öykünün ilhamı literatürde bilinen bir mitten alınmış: Heykeltıraş Pygmalion, mermerden bir kadın heykeli yapar. Tanrıça o heykele ruh üfler. Heykel -yani Galateia- adamın karısı olur. Pygmalion tarafından istismara varan nice kötülüklere maruz kalır. Hayatında özgürce aldığı tek bir karar vardır: Ölmek.
Kitabın ilk sayfasını açtığınız anda kendinizi sürükleniyorken bulabilirsiniz ama bitmesini asla istemeyeceğinizden eminim. Keyifli okumalar...
GalateiaMadeline Miller · İthaki Yayınları · 20225,1bin okunma
Başlangıçta bir aşk romanı gibi gelse de, Arayışlar bir kadının kişisel yolculuk romanı bana göre. Ressam başkahraman Adine ile psikiyatrist Benno çocukluk aşkıdır. Fakat bu aşk, Adine'nin Benno'ya kayıtsız şartsız bağımlı olduğu bir hastalıktır. Adine'nin bu hastalıktan kurtulması için ilişkinin bitmesi ve Paris'e gidip mesleki kariyerine odaklanması gerekmektedir.
Aslında Adine'nin yaşadığı bu kendilik-bağımlılık arasındaki ikilemi modern yaşamda pek çok kadın yaşamaktadır. Bazıları bu bağımlılıktan kurtulup kendiliğini kazanabilirken, bazıları ömrünü ikilemde geçirir, bazılarıysa bu bağımlılıktan kurtulmayı istemez bile. Ki bu kadınlar meşhur bir masal kahramanı olan Sindirella ile özdeşleştirilebilir. İlgilisine "Sindrella Kompleksi"ni araştırmasını öneririm.
Romanı okurken gerçekten bir modern klasik okuyor gibi hissediyorsunuz. Ama yazarın üslubundan mıdır, kahramanlarla özdeşlik kuramama halinden midir yoksa romanın evreninin çok da bana hitap etmediğinden midir bilinmez; kitaptan çok da etkilenmediğimi belirtmek isterim. Hele son sahnede Adine'nin sadaka verir gibi bir acıma duygusuyla Benno'nun öpmesine izin vermesi, başkasının yerine utanma duygusu hissettiğim bir kısım oldu.
Ayrıca eser başlarda mektup-roman şeklinde akacağı izlenimini verirken sonradan kahraman anlatıcıya dönüştü. Bu bakımdan da bir tuhaflık sezdiğimi belirtmeliyim.
Tüm bunlara karşın hacim ve çeviri bakımından okunması hayli kolay. Keyifli okumalar dilerim.
ArayışlarLou Andreas-Salomé · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202512bin okunma
Elimizdeki bu klasik roman, 19-20 yaşlarındaki bir genç kadının muhayyilesinin ürünüdür. Bu genç kadın -Mary Shelley-, gelecekte popüler kültürü besleyecek olan Frankenstein prototipini yaratmıştır. Roman, Mary Shelley, eşi ve arkadaşlarının bir akşam korku hikayeleri uydurma fikri üzerine kıvılcımlanmıştır. İlk baskılar, hem yazarın cinsiyetinden hem de içeriğin sıra dışılığından dolayı isimsiz yayımlanmıştır. O güne kadar hiç kimse korkunç ve mide bulandırıcı absürtlükleri yazmaya değer bulmamış, üstelik bunu bir kadın yapmıştır. Edebiyatın uslu ve içli akımı romantizmin hakim olduğu dönem için bu oldukça şaşırtıcıdır. Çünkü yazar, o zamana dek duyulmamış ve üretimi yapılmamış gotik kurgu tarzını romantizmle birleştirip okura sunarak edebiyata yepyeni bir perspektif kazandırmıştır. Yani bir uçtaki korkunun keskin köşeleriyle diğer uçtaki duygunun yumuşak hatları arasında bir bağlantı kurmuştur. Böylece iki zıt kutbu harmanladığı bir üslup özelliği benimsemiştir.
Şahıs kadrosunun baş kahramanı, Victor Frankenstein’dır. Bu isim her ne kadar canavarı yaratan kişiye ait olsa da genelde yaratılan ile karıştırılır. Halbuki Victor, yaratığına bir ismi bile layık görmemiştir. Ondan türlü türlü sıfatlar kullanarak bahseder: Canavar, şeytan, ifrit, iblis, sefil… Çağdaş bilimin büyüsüne kapılıp cansız maddeye can vermenin yolunu bulan Victor, yaratığıyla yüz yüze geldiği an ondan iğrenmeye ve nefret etmeye başlar. Öyle ki onu görmeye bile katlanamaz ve sonunda terk eder. Halbuki biz okurlar, yaratık ne kadar çirkin olursa olsun başlangıçta onun bir bebek kadar günahsız ve saf olduğunu görüp ona şefkat duyarız. Terk edilmesine ve dışlanmasına derin bir üzüntü besleriz. O günahsız ve saf yaratık, en başta yaratıcısı olmak üzere tüm insanlık tarafından dışlanmış ve hor
Mesela neden senin odanda duran, sen sandalyende ya da çalışma masanda otururken, uzanırken, ya da uyurken, seni bütünüyle gören mutlu bir dolap değilim? Neden değilim?