Ama istemiyorum ben.
Hiçbir zaman da istemeyeceğim. Kimseyi de eğitmeyeceğim.
Başarı istemiyorum, hiçbir konuda, asla başarı istemiyorum.
İstediğim tek şey var. o da güzellik ...
Sevgi ya da nefret göstermek için.
Büsbütün oynadığımız rollerden ibaret hâlâ dünya.
Ve biz merak ettikçe keyif verip vermediğimizi,
Ölüm de sürdürüyor oyunu, memnun etmese bile.
Başkasına değiştiğimi söyleyip de ne olacak ki? Değişiyorsam, eski hâlimde kalmıyorum demektir, eski ben olmaktan çıkınca da belli ki tanıyanlar kalmamıştır beni. Yabancılara, beni tanımayanlara hiç yazabilir miyim?
Bu benim pencere açık uyumayı bir türlü bırakamayışım! Tramvaylar çan çalarak hızla geçip gidiyor odamdan. Otomobiller üzerimden akıyor. Bir kapı, bir tırak, kapanıyor. Bir yerde bir cam, şangırtıyla iniyor aşağı; büyük parçaların kahkahasını, küçük kırıkların kikirdeyişini işitiyorum. Sonra öbür yanda evin içinde, birden boğuk, kapalı bir gürültü. Birisi merdivenleri çıkmaktadır. Yaklaşıyor, boyuna yaklaşıyor. İşte orada, duruyor uzun zaman, geçip gidiyor. Sonra yine cadde. Bir kızın cırlak sesi: Ah tais-toi, je ne veux plus. Tramvay büyük bir telaşla yaklaşıyor, sonra geçiyor, her şeyi aşıp geçiyor. Biri bağırıyor. Adamlar koşuşuyor, birbirlerini geçiyorlar. Bir köpek havlıyor. Ah? ne ferahlık: bir köpek. Hatta sabaha karşı bir horoz ötüyor ve sonsuz bir huzur doluyor içime. Derken birden uyuyorum.
…hayır hayatım, harekete geçmelisiniz, ondan kalan eşyalara geri dönmelisiniz, kurulmuş onca ilişki ve yakınlık sayesinde aynı zamanda sizin de olan eşyalara yeniden dokunmalısınız.