Onunla geçen her saniye bir uyanış gibiydi. Sanki o gelene kadar gözlerimi hiç açmamışım gibi geliyordu.
Kördüm ama şimdi görüyordum. Layla bana böyle hissettiriyordu.
Sanki boğulduğumu bile anlamamışken biri hayatıma tüm havayı geri vermiş gibiydi.
“Diyelim ki
biz öldük, siz kaldınız.
Diyelim ki kurudu ormanlar,
nehirler, yuvalarında kuşlar.
Diyelim ki
ateş olup küller üfürdünüz memlekete.
Baktınız,
kalmamış yakacak tek bir ağaç,
sönmeyen ocak, akacak tek damla gözyaşı.
Sonra?
Geçip ortasına ölümün
düğün mü kuracaksınız?
Diyelim ki kurdunuz,
külden ağaçlar, uçmayan kuşlar,
ağıtlar, bu ziftli yaslar sarmışken toprağı
mutlu mu olacaksınız?
Bize nasip bunca kalp ağrısından
size tatlı huzurlar kalır mı dersiniz?
Yazık!”
Nazım Hikmet