Jcvd // Jean Claude Van damme
van damme'ı sadece kaslı vücudu ve yüksek tekmeleriyle hatırlamak, bu adamın sinemadaki etkisini küçümsemek olur. o, sinemanın rafine ya da entelektüel yüzü değildi; tam tersine, onun sayesinde salon sinemasına gidemeyen milyonlarca genç, video kaset kiralayarak sinema duygusuyla tanıştı. bugün “video efsanesi” denilen kavramı yaratanlardan biri o. dönemin sylvester stallone ya da schwarzenegger gibi daha büyük bütçeli yıldızları varken, van damme kendi kulvarında daha sokaktan, daha samimi bir figürdü. o filmleri izlediğinde “ben de dövüşebilirim” ya da “ben de ayağa kalkabilirim” dedirten bir tarafı vardı. filmlerinde hep bir intikam, aile onuru, dostluk ve yeniden ayağa kalkma teması vardı. hikâyeler belki klasik ama bu duygular evrenseldi. ve van damme, her zaman karakterine bir yaralanmışlık, bir yalnızlık eklerdi. “kickboxer”daki eric'in felç olmasıyla başlayan intikam, ya da “lionheart”ta kardeşinin ölümüyle dövüş kulüplerine girmesi… tüm bunlar onun sadece dövüşçü değil, aynı zamanda kaybeden ama vazgeçmeyen bir adam olduğunu gösteriyordu. ve evet, split hareketi… bugün bir aksiyon ikonunun karizması denince akla gelen ilk şeylerden biri. fakat bu gösterinin arkasında yıllarca süren karate, kickboks ve bale disiplini var. kendisini tam anlamıyla bedenini konuşturarak ifade eden bir oyuncu. bu yüzden o dönem “acting” kavramı sadece mimik değil, fiziksellikle de ölçülüyordu ve van damme bunu en iyi yapanlardandı. zaman geçtikçe yıldızı sönmeye başlasa da “jcvd” gibi filmlerle “ben hâlâ buradayım” dedi. kamera karşısında sadece kaslarını değil, kalbini de açtı. bu filmde bir banka soygununun ortasında rehin alınan, başarısız bir film yıldızını —yani kendini— canlandırdı. gözleri doluydu, sesi titriyordu ve bir sahnede, kameraya dönüp izleyiciye içini döktü. o
jean-claude van damme – en iyi 20 film (kas, tekme, intikam, onur, zaman yolculuğu, kan ve biraz melankoli.) 1. bloodsport (1988, newt arnold)**** frank dux'un gerçek(!) hikayesi. gizli dövüş turnuvası “kumite”de dövüş, onur, dostluk ve van damme'ın kaslı bacakları. dönemin ruhu bu filmde. 2. kickboxer (1989, mark disalle) kardeşi felç edilince tayland'a gider, dövüşmeyi öğrenir, intikam alır. eğitmen sahneleri, slow-motion tekmeler, kumda dövüş sahnesi unutulmaz. 3. universal soldier(1992, roland emmerich / dolph lundgren) ölü askerleri cyborg yapıp savaştırıyorlar. van damme hem makine hem insan. lundgren'le olan final kapışması efsane. 4. timecop (1994, peter hyams)**** zaman yolculuğu yapan bir polis. aksiyon + bilimkurgu = 90'lar video kaset kültü. van damme'ın dramatik tonunu da gösterdiği ender filmlerden. 5. hard target (1993, john woo)***** avlanmak üzere evsizlerin seçildiği ölüm oyunu. new orleans, motosiklet, yılanı yumruklama sahnesi ve van damme'ın en stilize hali. 6. lionheart / wrong bet(1990, sheldon lettich)**** kardeşi öldürülünce ailesini kurtarmak için yeraltı dövüşlerine katılıyor. sokak dövüşü sahneleri hâlâ harika. duygusal tonu yüksek. 7. sudden death (1995, peter hyams)** hokey maçında geçen bir “die hard” versiyonu. van damme burada tekme atarken çocuk kurtarıyor ve mutfakta maskotla dövüşüyor! 8. death warrant(1990, deran sarafian)** hapishaneye gizli görevle girer, içeride organ mafyası ve cellat vardır. kapalı mekanda dövüş, van damme'ın soğuk bakışları ve klasikleşen tekmeler. 9. double impact (1991, sheldon lettich)**** ikiz kardeşleri oynuyor: biri asi, biri disiplinli. hong kong sokakları, mafya ve bolca iç çekişme. aynı sahnede iki van damme = 2 kat tekme.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Yüzüklerin Efendisi Hakkında Az Bilinen 60 Şey!
Şöyle bir iletiyi şu ana kadar atmamış olmak benim ayıbım. Konumuz, Yüzüklerin Efendisi Hakkında Az Bilinen 60 Şey. Hazırsanız, başlıyoruz! 🧙🏻‍♀️-Sean Connery büyük fırsatı kaçırdı Gandalf rolü ilk olarak Sean Connery’e teklif edilmiş fakat kendisi senaryoyu anlamadığı için bu teklifi reddetmiş. Aynı zamanda kendisine film gelirlerinin %15’i önerilmişti. Bu da yaklaşık 400$ gibi bir miktarla tek role verilen en yüksek ödeme olarak adlandırılıyor. 🌲Gandalf'tan başka kimse Gandalf olamazdı. Ian McKellen dünyaya Gandalf olmak için gelmiş!! 🧙🏻‍♀️Sörf yapan Nazgûller Yüzüktayflarını oynayan aktörler Yeni Zelanda’daki yerel aktörlerden seçilmiş ve çekimlerden boş kalan zamanlarda sörf yaparak rahatlıyorlarmış. 🌲Tüm karizma yerle bir oldu🫡 🧙🏻‍♀️ Viggo yetenekli bir kılıç ustası mı yoksa sadece şans mı? Aragorn’un Lurtz ile savaştığı o meşhur sahneyi hatırlarsınız. O sahnenin çekimleri sırasında Lurts’u oynayan aktör elindeki hançeri Viggo’nun yanına atacağı yerde “kazara” üstüne doğru atıyor Viggo ise elindeki kılıçla havadan gelen hançeri engelliyor ve bu sahne yazılmamış olmasına rağmen filme konuluyor. 🧙🏻‍♀️Sean Bean’in yürüyüşü Sean Bean’in yükseklik korkusu film çekimleri sırasında kendisine büyük zorluklar çıkartmış. Caradhras Yolu sahnesi çekilirken tüm ekip çekim alanına helikopterle götürülürken yalnızca Sean Bean yürüyerek tırmanmış dağa. 🌲 Sean Bean: Boromir'dir. 🧙🏻‍♀️Dil desteği Liv Tyler’in Elfçe konuştuğu sahnelerde, yanında akıcı Elfçe konuşan bir çalıştırıcı her daim bulunup sufle veriyormuş. 🌲 Arwen'in sesi gerçek bir elf sesi değil mi yaa harika bir şey🤌🏻 🧙🏻‍♀️Çok renkli büyücüler Hepsi filmlerde görünmese de aslında Orta Dünya’da beş adet büyücü bulunmakta; bunlar sırasıyla, Ak Saruman, Boz
Tolkien
Bu sahneyi seviyorum
"Erdemli adamın yolu bencillerin insafsızlıkları ve kötü insanların zulmüyle sarmalanmıştır. ancak merhamet ve iyi niyet adına karanlıklar vadiinde zayıf olana rehberlik eden kişi kutsanmıştır. kardeşinin gerçek hamisi ve kayıp çocukların kurtarıcısıdır o. kardeşlerimi zehirlemeye ve yok etmeye kalkışanlardan intikamımı mutlaka alıcak ve onları büyük bir öfke ve güçle vurucam. ve senden intikam almaya geldiğimde, adımın tanrı olduğunu anlıycaksın" Bu boku yıllardır tekrarlıyorum. Ve bu duyan herkesin, kıçına mal oldu. Anlamını hiç sorgulamamıştım. Bunun bir itin kıçını patlatmadan önce soğukkanlılıkla okunabilecek bir mısra olduğunu düşünüyordum. Ama bu sabah gördüğüm bok bi kez daha düşünmemi sağladı. Şimdi düşünüyorum da belki de o kötü adam sensin ve ben erdemli kişiyim. Ve bay 9 mm ise karanlıklar vadiinde siyah kıçımı koruyan çoban. Ya da erdemli kişi sensin, bense bir rehberim. Ve bu dünya kötülük ve bencillikle dolu. Bunu sevdim. Ama yine de gerçek bu değil. Gerçek olan şu ki zayıf olan sensin. Ben de kötü adamın zulmüyüm, ama… Çaba gösteriyorum ringo! O çoban olabilmek için gerçekten çabalıyorum ringo…!”
Alıntı
Bütün savaşlarda kaybedenler en çok ta kadınlar çocuklar oluyor Uğruna ölünen topraklar halen aynı yerinde duruyor. Bu topraklar Kim bilir kaç kanlı ölümlere sahne oldu… “Savaş savaştır’’ / Barut çağında, patlayan hep aynı baruttur. Kitap Kuzey -Güney savaşları olarak da bilinen Amerikan İç Savaşını anlatıyor Ringo, Sartoris ailesinde, zenci: Bayard ise evin beyaz ,çocuğu serüveni.. Yaşanılanları kadınların, çocukların bakışıyla anlatması onlarında cephenin arkasında ne denli mücadele ettiklerinin trajedisi Faulkner, Erkekleri savaşa yatkın ihtiraslı görüyor. Kadınları ise daha olgun ve duyarlı konumlandırıyor […günümüz koşullarında bile halen kadını arka planda görüyoruz, oysa bütün savaşlarda barışı her daim kadınlar kucaklıyor...] Burada büyükanne Rosa Millard önemli bir rol oynadığını, kuzeylilerin katırlarını alıp tekrar onlara satması ırkçılığı bir nebze yumuşatıyor Diğer bir kadın kahraman Drusilla: “… Genç erkekler atlarına binip gidiyor, o güzel savaşlarda ölüyorlar; ayrıca yalnız başına yatmak zorunda bile değilsin, uyumak zorunda bile değilsin, bu yüzden yapman gereken tek şey, arada bir köpeğe sopayı göstermek ve ‘Hiçbir şey için teşekkürler Tanrım’ demek.” Çocuk ve kadınlar için yaşam, savaş ve ölüm haberleri içinde hayatta kalmaya çalışmak oluyor, elde kalan ise Drusilla’nın dediği gibi, “hiçbir şey”. Kadınlar; Savaşan erkeklerin arkasında barışı sağlamak için itici güç oluyor “yenilmeyenler” Yani… Kısacası: Anlatıcı Bayard'ın; Çocukluktan üniversiteye kadar olan yaşantısındaki tecrübe ve olgunlaşma sürecini çok güzel dile getiren bir eser…
Müzik ve çay
Yaz gelince düğün sezonu açılmış oluyor. İki haftadır mahallemizde düğün var. Şuan adamlar müzik resitali sunuyorlar. Sen küçüksün ölemezsin ile başlayan müzik şölenimiz sırasıyla Hülya, Ringo Ringo şişeler, Ankara ile devam ediyor. Müzik eşliğinde buyurun çay içelim.😂😂😂 Resim eskiye ait