Doğruyu söylemek gerekirse Hodbin, onu oldum olası kıskanmıştı. Hodbin, nasıl maskelerin ardına saklanarak sinsice hareket ediyorsa Öfke de aksine, hep dosdoğruydu. Hiç kimse için eğilip bükülmeden, kendi varlığını saklama dan yaşardı. Böyle olmasına rağmen her yerde kabul görmesi ama Hodbin'in türlü kurnazlıklarına ve oyunlarına rağmen yine de hiçbir yerde tutunamaması, giderek aralarına bir uçurum koymuştu.
...
"Aferin, evlat. Dede, seni şahbaz yetiştirmiş," dedi, minnettar bir homurtuyla. Ringo, kayalara çarpmadan hemen önce dümeni sağa kırıp kadırgayı yolda tuttu.
Hodbin, kısa hayatında daha fazla gururlanacağı bir şey duymamıştı. Ona daha önce, bir sürü şey söylenmişti. Dilbaz, süprüntü, açıkgöz, hinoğlu ve daha bir dolusu olarak anılmış ve hep hor görülmüştü. Adı bile Hodbin'di ya zaten. Ama ilk defa biri, ona yiğit olduğunu, becerikli olduğunu söylüyordu.
Eh, demek ki cehennemde, her şey mümkündü. Bir Hodbin bile yeri gelince, Şahbaz olabiliyordu. Sırıtarak sırtını Ringo'nun sırtına dayadığında, kendini yenilmez hissetmesine engel olamadı. Kılıcını kaldırıp gelecek tehdidi beklerken keyfi o kadar yerindeydi ki şu an, üzerine gelen her şeyi büyük bir zevkle yok edebilirdi.