Programın, tıpkı şimdi salıncağın iplerini sık sıkı tuttuğum gibi, kolayca kavranabilir olması gerekir ki, salınımın ivmesi-ni almayı her seferinde daha iyi başarabileceğimi öğrenebile-yim. İş bıkmadan usanmadan alıştırma yapmaktadır, her sa-natın mahareti bundan doğar; küçük bir sanat olan yaşama sevinci mahareti de öyle. Çok sayıda alıştırma toplanınca, bir değişim hasıl eder. Her güne başlarken yapacağım birkaç da-kika jimnastik, zaten asla yerimden kalkıp da girişemeyece-ğim uzun koşudan daha değerlidir. Riyazet, büyük bir hede-fi kolayca halledilecek küçük aşamalara ve ufacık adımlara bölerek, ivme kazanmaya yardımcı olur. Minik porsiyonlar sonu gelmez ertelemelere, korkulan savsaklamaya manidir. O zaman insanın cesaretini kıran devasa bir görev dikilmez önünüzde, sadece idare edebileceğiniz küçük bir görev var-dır. Taşıyamayacağınız yüklerin altına girmek ise, gayretten geri durmaya yol açar. Her şeyi bir defada elde etmeyi iste-mek, çok geçmeden teslimiyeti getirir. Somut bir fikrin teşkil ettiği uzak bir hedefe doğru maraton koşarken, o hedefi gö-zünün önüne getirmenin faydası vardır fakat gereken adım-ları atmadan oraya varmış olmayı istemenin değil.
Sürekli alıştırmayla kabiliyeti geliştirme yöntemi, yaşama sevincinin temel unsuru olarak tadına varabilme melekesine de uyarlanabilir. Japon kültüründe olduğu gibi kendini bû-tün ayrıntıların tadına varmaya adamak, şüphesiz riyazetin en güzel biçimidir. Kahvenin ağaçtan fincana nasıl geldiğiyle ince ince ilgilenirsem, bu yaşam iksirinden daha fazlası na-sip olur bana. Nüanslara daha duyarlı ve daha hünerli olur-sam, zevki inceltir ve rutinin getirdiği körelmeyi azaltırım. Riyazetçi hazcılığın araçlarıdır bunlar. İşte bunun için, ken-dini tutma ve geçici perhiz alıştırmaları da önemlidir. Daha azı sahiden de daha
Her şey akışta mıdır? Her şey sallanmaktadır! Hayat bir salıncaktır. Gerilimini veren odur. Öyle görünse bile, hep aynı kalmaz. Kâh sükûnete kavuşursunuz, kâh berhava olu-verir. Kâh her şey hâkimiyetim altındadır, kâh kaybederim hâkimiyeti. Kendimizden emin olduğumuz anları, yine ken-dimizden şüphe izler. Terk edilmiş hissetmemek için birile-rinin yakınlığını arar, sonra içime dönmek için tekrar mesa-fe koyarım. Ben'imi abarttığımda, başkalarıyla birlikte olma-yı yeniden keşfederim. Geri çekilebileceğim özel alana ihti-yaç duyduğum gibi, ortak hayata katılabilmek için kamusal alanı da ararım. Huzur bulmak için kıra gitmek, sonra dina-mizm kazanmak için şehre dönmek isterim. İrili ufaklı şen-likler gündelik hayatı salıncağa bindirirler - o şenlikli koş-turmacanın yorgunluğundan arınmayı ister hale gelene ka-dar. Hayat hiçbir coşkuyu kaçırmamak demekse, tekrar ne-fes alabilmek için ayık olmaya mecbursunuz
İronik olarak, karşımızda, esnek rejimin Golyat'ına karşı duran Davut'lar var. Programcılar, Walter Lippmann'ın saygı duyduğu insanlar gibi, başarısızlığı birbirleriyle tartışmanın yolunu bularak, daha bütünlüklü bir benlik ve zaman duygusu oluşturdular. Bireysel güçlerini takdir etsek de, içe kapanma-ları ve yakın dostlarına sığınmaları, ulaştıkları bu bütünlüğün sınırlı olduğunu gösteriyor bize. Modern kapitalizmin başa-rısızlığa mahkûm ettiği insanların sayısının giderek artması, daha geniş bir cemaat duygusunu ve daha güçlü bir karakter hissini gerekli kılıyor.
B aşarısızlık, en büyük modern tabusu. Başarıya ulaşma re-çeteleriyle dolu olan popüler kitaplar, başarısızlıkla baş etme konusunda büyük ölçüde sessiz. Kişinin başarısızlıkla yüzleşmesi ve başarısızlığa yaşamöyküsünde yer vermesi me-selesi, bizi için için kemiren ama başkalarıyla nadiren tartış-tığımız bir konu. Bunu yapmak yerine klişelere sığınıyoruz: Yoksulların haklarını savunan kesimler bile, "Başarısız ol-dum" sözündeki yakınmayı gidermek için, "Hayır, başarısız olmadın; sen bir kurbansın" gibi sözde rahatlatıcı bir karşılık veriyor
Ancak bu uzun vadeli tarihsel trendlere rağmen, riskin za-mansal boyutu insanda kisisel konfor bırakmıyor. Zamanla ilgili bu kişisel kaygılar, yeni kapitalizmin ayrılmaz bir parça-sıdır. New York Times yazarlarından biri, "İş endişesi her yere nüfuz ediyor, kişinin özsaygısını azaltıyor, aileleri bölüyor, ce-maatleri parçalıyor ve işyerlerinin kimyasını değiştiriyor" diye yazıyor. 27 Birçok ekonomist bu sözlerin boş olduğunu söyledi: neoliberal düzenin yarattığı yeni iş imkânlarının bu iddiayı açıkça çürüttüğünü düşünüyorlardı. Ancak yazar endişe keli-mesini özellikle seçmişti. Endişe geleceğe yönelik bir kaygıdır; endişe, sürekli riskle dolu bir ortamda hissedilir ve geçmiş de-neyimlerin bugüne rehberlik edemediği süreçlerde yoğunlaşır.
Geçmiş deneyimin inkârı, sadece zorla dayatılan bir önyar-gıdan ibaret olsaydı, biz orta yaşlılar, kurumsallaşmış gençlik kültünün kurbanları sayılabilirdik. Ancak zamana dair endi-şemiz, çok daha derinlerimize nüfuz etmiş. Yılların akışı içi-mizi boşaltıyor adeta. Deneyimlerimize utanç verici bir liste olarak bakılıyor. Bu tür yargılar, özsaygımızı yaşamımızla kumar oynamasak bile sırf yılların durdurulamaz akışı nede-niyle- riske atıyor.
Rose, Trout Bar'a dönünce kendini toparladı; akciğer kan-seri yüzünden ölene kadar da asla kontrolü yitirmedi. "Belki de yaptığım bir hataydı" demişti, sigara ve içkiye daldığımız bir esnada, "ama bunu yapmak zorundaydım