Güçlü duygular, zayıf duyguları dikkate almaz. Örneğin pek çok insanda en güçlü duygulardan biri olan kibrin tüm sağlam duyguları tamamen söküp attığı gerçeğini hepimiz biliyoruz.
Kendimizi bazı düşünce çağrışımlarından kurtarmak istiyorsak düşünce zincirini şiddetli bir şekilde kıracak bir düşüncenin ya da şeyin güçlü izlenimini bilincimize sokabiliriz.
Psikiyatri neden bazı insanların delirdiği sorusuyla ilgilenirken aslında doğru soru, neden çoğu insanın delirmediğidir. İnsanın dünyadaki durumu, ayrılığı, tek başınalığı, güçsüzlüğü ve bunun farkında olması düşünüldüğünde, bu yükün kaldırabileceğinden daha ağır olacağı beklenir; öyle ki kelimenin tam anlamıyla bu gerilimin altında “paramparça olur.” Çoğu kişi bu sonuçtan yaşamın rutinini umursamamak, topluluğa uymak, güç, itibar ve para arayışı, idollere bağımlılık, kendini feda edercesine mazoşist bir yaşam, narsistçe kendini beğenmişlik gibi dengeleyici mekanizmalar sayesinde kaçınırlar; kısacası sakat kalırlar.
+ Hakikat konusunda eğitilmek için bir çaba gösterdin mi?
- Evet, gösterdim.
+ Nasıl çalışırsın?
- Acıkınca yerim, yorulunca uyurum.
+ Bu, herkesin zaten yaptığı şey; onların da senin yaptığın gibi çalıştıkları söylenebilir mi?
- Hayır.
+ Neden?
- Çünkü yediklerinde yemiyor, diğer bir sürü şeyi düşünüp kendilerinin huzursuz olmalarına yol açıyorlar; uyuduklarında uyumuyor, bin bir şeyi düşlüyorlar. Bu yüzden benim gibi değiller.
Bilinç, sosyal insanı, bireyin içine atıldığı tarihsel durumun oluşturduğu rastlantısal sınırlamaları yansıtır. Bilinçdışı evrensel insanı , evrende kök salan bütün insanı yansıtır; içindeki bitkiyi, hayvanı, ruhu yansıtır ve insanın tamamen insan olacağı, insanın “doğallaştığı” kadar doğanın da insanlaştığı güne kadarki geleceğini yansıtır.