Erkek, ana rahmine düştüğü andan itibaren kadına derinlemesine bağımlıdır. Bunun kökleri ve nedenleri, erken yaştaki toplumsal ve coşkusal şartlandırmada yatmaktadır. Bir embriyo ve fetüs olarak plasentaya bağımlıdır. Doğumdan sonra memeye bağımlıdır ve çocukluğunun ilk dönemlerinde temel insan ilişkisi olarak annesine derinlemesine bağlıdır. Onu kucağına alan, beşiğini sallayan, temizleyen, rahatlatan ve giydiren annedir. Onun sınırlarını belirleyen, ona doğruyu ve yanlışı öğreten, övgüyle ödüllendiren veya cezayla kontrol eden annedir. Kız çocuğu da bir kadın figürü olan anneye bağımlıdır, ancak ruhsal gıdası için erkeğe yönelik kıyaslanabilir derin bir bağımlılığı yoktur.
Bütün kalbinle yaşamak, sabah uyanmak ve ne halledilmiş ve ne kadarı bitirilmeden bırakılmış olursa olsun, "Ben yeterliyim" diye düşünmek için cesaret, şefkat ve bağlantı geliştirmek demektir. Bütün kalbinle yaşamak, gece yatağa giderken, "Evet, mükemmel değilim, kırılganım ve bazen de korkağım ama bu aynı zamanda cesur olduğum ve sevgiyi ve aidiyeti hak ettiğim gerçeğini değiştirmez" diye düşünmektir.
Aşkın gerek başlangıç aşamasında gerekse olgunlaştığı dönemde, doruk noktası, kuşkusuz sevenlerin artık kendilerini birbirlerinden ayırt edemedikleri o erime halidir. O hal içinde, ikili olmayı varsayan dokunuş, sahici bir tekliğe dönüşür - bir anlığına da olsa. Benlikler orada var olmaz olurlar artık. Bu evrede zamanın durduğu falan yoktur, zaman yok olmuştur basbayağı.
Tanrım, sen beni yaratansın.
Seni seviyorum.
Ben senden bir parça olduğuma göre kusur işlemem; zira sen kusursuzsun.
Her şeye kadirim; sağlık, mutluluk ve başarının en büyüğüne; zira senden bir parçayım ve sen her şeye kadirsin.
Dilediğim her iyi şeye sahip olabilirim zira onu, benim için dileyen sensin.
Sen benim içimdesin, ben seninle birim.
Birlikte, mucizeleri başarabiliriz.