Değişim, Fransız Yeni Roman akımı denince akla ilk gelen eserlerden birisi. Senelerdir baskısı bulunmuyordu, nihayet yeni çevirisiyle yayımlandı. Hakikaten çok iyi bir metin.
1950’lerin sonunda, Paris’te İtalyan bir daktilo şirketinde çalışan, evli ve dört çocuklu bir adamın, Roma’ya, sevgilisini görmeye giderken trende geçirdiği yaklaşık yirmi bir saatlik süreçte kafasından geçenleri, yaşadığı içsel çatışmaları, duygusal dünyasındaki gitgelleri, anılarını, hem eşi hem sevgilisiyle geçmişini, uyuyakaldığında gördüğü rüyaları ve trendeki diğer yolcularla ilgili kafasında kurduğu dünyaları anlatıyor. Yani bir yandan Paris’ten Roma’ya doğru bir seyahatteyiz, diğer yandan karakterimizin iç dünyasına ve geçmişine bir yolculuk bu. Eşi ve sevgiliyle geçmişini, zamanın farklı noktalarından parça parça anılarla öğreniyoruz. Adım adım Paris ve Roma sokaklarını geziyoruz; bu iki şehir de adeta ete kemiğe bürünen birer karakter oluyor ya da eşi ve sevgilisiyle bütünleşiyor sanki. Yolculuk boyunca trene çok farklı kesimlerden insanlar da biniyor; karakterimizin onlara taktığı isimler ve kurguladığı dünyalarla yine bir yerde onun iç dünyasının yansımalarına şahit oluyoruz.
Anlaşılacağı üzere pek fazla olay yok, hatta kitap baştan sona yirmi bir saatlik bir içsel konuşma. Ama anlatım yağ gibi öyle bir kayıp gidiyor ki karakterin zihninin labirentlerinde çok keyifli bir yolculuk bu. Bu akıcılığın yanı sıra, Butor’un ikinci çoğul şahıs kullanımı da hem metni farklı bir yere taşımış, hem de okurken karakterle okurun kurduğu bağı kuvvetlendirmiş bence. Karakterin dünyasıyla beraber, hayata ve ilişkilere dair aslında çok yeni olmayan tespitleri klişe tuzağına düşmeden işlemesi de şüphesiz anlatımın ve dilin gücünden kaynaklanıyor.
Keyif almak için okuyanları edebiyata doyururken alıp