sıla.

Uzak düşünceler rüyasındayım Solmuş bir yaprak süzülürken ağaçtan, Başıboş bir ayyaşım bu rüyada. Kötü hayattan güzel kareler eşliğinde

sıla.

@ros_e
·
Uzak düşünceler rüyasındayım Yağmursuz, rüzgarsız hoş bir rüya Çekilmez dünyanın acılarından uzak, Kalıpsız bir rüyanın içinde.
Şiir
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Zaman zaman insanın içine, hiçbir kalabalığın bastıramadığı bir yalnızlık çöker. Öyle anlar olur ki alınan her nefes ruhun içinde ağır bir sıkıntıya dönüşür. Tarifi güçtür bu his; fakat eminim ki bunu okuyan herkes hayatının en az bir döneminde o görünmez ağırlığın altında ezilmiştir. Günler birbirini kovalıyor; saatler, dakikalar durmaksızın akıp gidiyor. Çevremdeki herkes, sanki hayatın ritmine ayak uydurmayı başarmış gibi görünüyor. Herkesin tutunacak bir meşgalesi, sığınacak dostlukları, vakti unutturacak sevgileri varmış gibi… Ben ise bütün bu akışın ortasında, kendi hayatını uzaktan izleyen bir seyirciye dönüşmüş gibiyim. Bugünlerde yaşamak dediğim şey, yalnızca uyuyup yeniden uyanmaktan ibaretmiş gibi geliyor bana. İçimde ise durmadan geçmişe duyulan derin bir özlem büyüyor. İnsanları değil; onlarla yaşanmış o dolu dolu anları özlüyorum. Her saniyesinin gerçekten kıymetli olduğu zamanları… Bazen düşünüyorum da, o anlardan yalnızca birine bile yeniden dönebilmek ne kadar güzel olurdu. Fakat insan, bazı dönemlerde kendisini seçmek zorunda kalıyor. Bazı insanların yanında kalabilmek için kendinden vazgeçmektense, yalnızlığın boğucu sessizliğini tercih etmek zorunda hissediyor kendini.Eski günleri özlüyorum; ama kendime duyduğum saygıyı da kaybetmek istemiyorum. İşte tam da bu yüzden, özlemle gurur arasında sıkışıp kalıyorum çoğu zaman. Bu ikilemin içinde savrulmak, çok derin bir çaresizlik hissettiriyor. Yine de sabrediyorum. Bekliyorum. Belki de elimden gelen tek şey bu: güzel şeylerin bir gün bana da ulaşacağına inanarak beklemek. Çünkü zamanla anlıyorum ki hayat dediğimiz şey, biraz da beklemelerin toplamı aslında. İnsan bazen bir insanı, bazen bir hissi, bazen de yeniden kendisi olabileceği günü bekliyor.
Vedalaşmalar, sarılmalar, el sıkışmalar, şehvet dolu öpüşmeler ve tekrar vedalar...Bu şehrin her sokağında bir anım var; kömür ve duman kokuları arasında, köhne merdiven aralarında, yanık çimenlerinde, paslı iskelelerinde... Arkada bırakmak ne demekti? Gidip geri dönmemek üzere terk etmek mi yoksa geri dönmek var mıydı? Bilemiyorum. Binalarla çevrili istasyondan hareket etmeye başlıyor tren o korkunç gıcırdayan sesleriyle, kulakları çınlatan düdüğüyle. Hareketlilik yavaş yavaş diniyor. Güneş günü terk etmeye devam ederken vagonlara algılanması son derece zor bir dinginlik çöküyor, vedanın ağırlığı. Yattığım yerden doğruluyorum, titrek ellerimle lambanın ipini arıyorum. Oda aydınlanıyor. Şekiller ve imgeler daha rahat seçilebiliyor ve huzur yeniden bozuluyor yayılan ısı ile. Pencereden bakıyorum tekrardan. Hudutları görünmeyen arazi boyunca ince bir şeritte ilerliyoruz sanırsam. Ay ve gölgeler, Acı ve özlem, açlık ve vahşet her yanı sarmış görünüyor. Kokusunu alabiliyor insan. Umutsuz bir açlığın canlıyı ittiği vahşet silsilesi, içinden çıkılamayan karmaşık ilişkiler, gece, gece, gece, korku ve yine gece. Şehvet, haz ve şiddet. Gökyüzünde güneş batınca kol gezen her olgu.
"Yaşamak,yitirmenin acısını çekmektir."
Alıntı
"Yaşamında, en çok yakınlaşma isteği duyacağın kişiler, senden uzaklaşma gereksinimini en çok duyan kişiler olacaklar."