Jiazhen'ın ne yapmak istediğini anlamıştım. Bana bir şey anlatmak istiyordu: Dışarıdan farklı görünseler de, ilişki ilerledikçe kadınların hepsi aynıdır. "Mesajın alınmıştır," dedim ona.
Yaşamak benim için kolay kolay unutamayacağım bir okuma deneyimi oldu. Hayatımda beni bu kadar derinden sarsan, içime işleyen çok az kitap olmuştur. Yoksulluk, kayıplar, çaresizlik, bütün bunların arasındaki yaşam mücadelesi öylesine yalın ve güçlü bir dille anlatılmış ki hissettiklerimi tarif etmek gerçekten zor.
Başlarda Fugui’ye çok kızdım. Kumar tutkusu yüzünden ailesinin mal varlığını tüketen, sorumsuz bir adam olarak tanıyoruz onu. Ama zamanla yaşadığı kayıplar, ölümler, geçim sıkıntısı derken bambaşka birine dönüşüyor. Artık tek amacı ailesine tutunmak, onlarla birlikte ayakta kalmak oluyor. Fugui’nin bu dönüşümünü okumak hem acı verici hem de çok etkileyiciydi.
Roman sadece bir aile hikâyesi değil aslında, Çin’in çalkantılı bir dönemini de arka planda yansıtıyor. 1940’lardan 1970’lere kadar uzanan yıllarda insanlar sürekli tarım ve hayvancılıkla ayakta kalmaya çalışıyor. Toprak reformları, iç savaşın etkileri, sonra da köylülerin hayatını doğrudan değiştiren devlet politikaları var. Yazar bunları uzun uzun tartışmıyor ama karakterlerin yaşadığı sıkıntılardan, geçim derdinden, kayıplardan o dönemin ağırlığını hissediyorsunuz.
Kitap bana en çok şunu düşündürdü: Onca acıya, kayba, çaresizliğe rağmen insan yaşamaya devam ediyor. Belki de “yaşamak” dediğimiz şey tam da bu; hiçbir şey yolunda gitmese bile nefes almaya, direnmeye devam etmek.
Yaşamak, hem hüzünlü hem de hayatın değerini hatırlatan bir roman. Benim için kolay kolay etkisi geçmeyecek bir kitap oldu.
Ataları onurlandırmanın sadece benim işim olmadığını düşünür, kendi kendime, "Neden hayatın keyfini çıkarmak varken, ataları onurlandırmak gibi yorucu bir isi yapmak zorundayım ki!" derdim. Üstelik gencken babam da benim gibiymiş. Ailemizin yüz otuz dönümden fazla arazisi varmış, ama babamın eline geçince, kala kala altmış beş dönüm kalmış. Babama, "Merak etme! Oğlum atalarımızı onurlandıracak," dedim.
En sevdiğim şey, hava kararırken köylülerin evlerinin önünde oturmaktı. Batan güneşin ışıkları ağaç dalları arasından süzülürken, kuyudan su çekil toz kalkmasın diye toprağı ıslatan köylüleri izlerdim.